B      İ      S      M      İ      L      L      A      H      İ      R      R      A      H      M      A      N      İ      R      R      A      H      İ      M
O  y  n  a    Ö  ğ  r  e  n    E  ğ  i  t  i  m  i
H    O    Ş    G    E    L    D    İ    N    İ    Z

  Gün Hafta Ay     N a m a z   V a k i t l e r i
   
Yeşil  V İ Z E  M e m l e k e t i m
...: Yeşil  V İ Z E  Memleketim Sitemizin Hayırlara Vesile Olması Dileği İle :...
Vize  İlçemizde  Vakıflar  Tarafından  Hayata  Geçirilen  Eserler      :::::     Çanakkalede Şehid Olan Vizeliler
 
Vize Tarihi
Eserler

V İ Z E    H A R İ T A

Bugün Kırklareli iline bağlı küçük, şirin bir ilçe olan Vize, oldukça zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Tarihte değişik isimlerle anılan kent, Bizye, Bizya, Bida, Biza, Vissa, Vizilli ve son olarak da Vize olarak bilinmektedir. BİZYE olarak geçen bu ilk VİZE adı Trak krallarından BYZAS'ın ismine izafeten verilmiştir. Yunan mitolojisinde bu isim "BYZİA", kaynak perisi olarak geçer. zaten Vize'de suların ve kaynakların bolluğu bu açıklamayı teyid etmektedir.

Vize; Saray ve Pınarhisar ilçeleri ile Kıyıköy arasında merkez durumundadır. Öyle ki Hoca Saadettin Efendi Vize'yi "Gönül Açıcı" yer olarak açıklamaktadır. Türklerin hep gönül bağı olduğunu düşündüğümüz Vize, genellikle havasının güzelliği, bağ ve bahçelerinin zenginliği, sularının bolluğu ile İstanbul-Edirne arasındaki bütün kasabaların en güzeli olarak tanıtılmıştır. (Saadettin Efendi Cilt 1 Sayfa 137)

1883 yılında Vize'de doğan Georgios Vizyenos (Vize'nin Evladı) Atina'da devam ettiği öğrenimini geliştirerek, Almanya'da felsefe ve psikoloji eğitimi görmüş ve doktorasını burada tamamlamıştır. Eserlerinde Vize'ye geniş yer veren Georgios Vizyenos doğduğu yer ile ilgili olarak "Trakya'da birçok kasaba vardır. Fakat Vize kadar güzeli yoktur." ifadesini kullanmıştır.

Adrianos ve Filip sikkelerinde de görülen, Trakların Astai boyunun büyük ihtimalle merkezini teşkil eden kent, özellikle Roma İmparatorluğu'nun ve de Trak Krallığı'nın da merkeziydi.

Trakya'nın bugün Türk sınırları içinde kalan bölümünün hiç şüphesiz en önemli merkezlerinden biri Vize'dir.

Tarihi zenginliği kadar doğal güzellikleri ile de.. Harita Nufus Oranları Yıllara Göre Kaymakamlık   Sağlık   Merkez Cami  Vizeden   Ulaşım 

Vize Kıble

 

OSMANLI DÖNEMİ (1363-1923)

Vize'nin geçirdiği üç büyük dönemden sonuncusu Osmanlı dönemidir. Osmanlı Devleti'nin daha kuruluş döneminde bu devletin hakimiyetine giren Vize, en çok gelişme gösteren beldelerden birisidir.Osmanlı Devleti 1356 yılında Rumeli'ye adım attığı zaman Gelibolu dolaylarının da çehresi değişmeye başladı. Daha sonraları Trakya'nın orta kesimlerini zapt ettiren Sultan I.Murat (1362-1389) kumandanlarına 1363 yılında Vize'yi de fetih ettirdi.

Istıranca Dağlarının güney yamaçlarında bu şirin kasaba bu fetihle Türklerin eline geçmiş oldu. Ancak bu fetih uzun sürmedi. Bizans İmparatorluğu'na karşı kazanılan bu zafer Bulgarları da endişeye sevk etti. Bulagar Kralı Asen, Türk fethini takip eden 1-2 yıl içinde Kırklareli, Midye, Pınarhisar ve Vize'yi ele geçirdi. Mücadeleci bir krala benzeyen Çar Asen Osmanlı Devletini bir hayli uğraştıracağa benziyordu. Fakat onun 1365 yılında ölümü ile bölgeden Bulgar tehlikesi kalktı.

Bizanslılar Bulgarların bu durumundan derhal faydalandılar ve Trakya'nın kuzey kısmını kendilerine bağladılar.1368 yılında Kuzey Bulgaristan'a bir sefere başlayan Sultan I.Murat, Bulgarların elindeki Aydos, Karnabat, Sözebolu, kasabalarını aldıktan sonra, doğuda Bizans İmparatorluğu üzerine yöneldi.1369'da Pınarhisar ve Vize'yi zapt etti.

Bizans İmparatorluğu stratejik bir mevkide bulunan Vize'yi her zaman geri almak istedi. Bu amaçla 1373 yılında Vize taraflarına bir yağma akını düzenledi. Vize Sancak Beyi Şirmerd Bey bu durumu derhal Sultan I.Murat'a bildirdi. En kısa zamanda Rumeli'ye geçen Sultan kuvvetlerini Malkara2da topladıktan sonra Lala Şahin Paşa'yı İpsala civarındaki Firecik Kalesi'ni zaptına gönderdiği gibi kendisi de Çatalca taraflarına yürüyerek İnceğiz, Çatalburgaz Kalelerini aldı. Lala Şahin Paşa da Firecik Kalesini fetih ettiğinden 1373 seferi başarı ile sona erdi.Bizans İmparatoru barış yapma mecbur oldu. Arkasından yeni alınan yerlere Anadolu'dan muhacirler getirilip dini, ilmi ve sosyal kurumlar tesisine başlandı.

Sultan I.Murat zamanında Osmanlı toraklarına katılan Vize, Çelebiler devrinde vuku bulan kardeş kavgalarında bir de meydan savaşına şahit oldu.Kardeşi Musa Çelebi ile taht mücadelesi yapan I.Mehmet Çelebi çok güvendiği kumandanı Evrenos Bey ile beraber Vize tarafında, önce Musa Çelebi'nin Kara Halil kumandasındaki kuvvetlerini mağlubiyete uğrattı ve ondan sonra Edirne yönüne doğru ilerlemeye devam etti.(1413) Bu savaş Çelebi Mehmet'e (1413-1421) taht kapılarını açtı.

II.Murat zamanında (1421-1451) Osmanlı İmparatorluğu bu Sultanı gevşekliği yüzünden bazı yerleri düşmanlarına terk etmek zorunda kaldı.Özellikle 1441-1444 yıllarında devletin varlığının tehlikeye düştüğü bir dönemde olması kuvvetle muhtemel olan bir devrede Vize Osmanlı hakimiyetinden Bizans'a geçti.

Fatih'in cülusunda (1451) Vize, Midye, Misivri, Ahyolu, Sözebolu hala Bizans'ın elinde idi.İstanbul'u alamaya kesin bir şekilde kararlaştırmış olan Fatih, fetihten 3-4 ay önce bu şehre yardımları ve yakın destekleri bulunan yukarıdaki şehirlerin zapt edilmesi görevini Karaca Paşa'ya verdi. Şubat 1453'te 10.000 kişilik bir kuvvetle harekete geçen Karaca Paşa kısa bir sürede Misivri, Ahyolu ve Vize Kalelerini fetih ederek İstanbul'un fethini kolaylaştırdı.

VİZE SANCAĞI

1356 senesiyle beraber Rumeli'ye ayak basan Osmanlı Devleti yavaş yavaş burasının teşkilatlanmasına da önem verdi. XV. yüzyılın ilk yarısında Timurtaş Paşa, Beyazıt Paşa, Sinan Paşa ve Şehabettin Paşa gibi önde gelen şahsiyetlerin bu bölgenin idaresinin başına geçirdi.Bunlar ilk fetih ettikleri yerleri "Paşa Sancağı" halinde idare ettikleri gibi daha ziyade stratejik ehemmiyeti bakımından ön planda gelen veya idari bir merkez olmaya elverişli görünen kale ve şerhleri de bir liva olarak en ziyade yararlılığı görünen ve kabiliyetine güvenilen kumandanlar vasıtasıyla kontrollerinde bulunduruyorlardı. Böylece sırasıyla Gelibolu, Çirmen, Vize, Sofya, Niğbolu Livaları kuruldu ve bunlar Rumeli Beylerbeyliğine bağlandı.

Görüldüğü kadarı ile Fatih döneminde Trakya'da üç livalık bulunuyordu ve bunlardan bir tanesi Vize Sancağı idi. Diğer ikisi ise Gelibolu Livası ile Paşa Sancağı (Edirne) idi. İdari teşkilatının yanı sıra Ordu teşkilatı yönünden de Vize'de askeri birlikler bulunuyordu. Osmanlı Ordu sisteminde canbaz ve tatarlar, yaya ve müsellemler gibi geri hizmetlerde kullanılan amele taburları veya birlikleri idi.Bunlardan canbazlar 39 ocak halinde Vize ve Vidin taraflarında bulunuyorlardı.Tatarlar da aynı hizmeti görürler, Yanbolu, Vize ve Vidin taraflarına otururlardı ve bunlara benzeyen ve garipler denilen bir sınıf daha vardı ve bunların hepsi de yani canbaz, tatar ve garipler Yörük Bey'ine tabi idiler. XV.Yüzyılda Trakya'da üç idari merkezden biri olan Vize kültürel hayat yönünden de canlı bir şehirdi.Dönemin meşhur Osmanlı tarih ve edebiyatçısı Behişti Vize'de doğmuş ve "Tarih-i Behişti" adlı eserinde Osmanlı Tarihini kaleme almış, 1389-1502 yılları arasındaki olayları edebi bir dilde açıklamıştır.

KANUNİ DÖNEMİ (1529-1566)

Kanuni döneminde Vize Doğu Trakya Krallığı ve Bizans döneminde olduğu gibi parlak bir dönem geçirmiştir.Bu dönemde Sancağı Zağarcı Ahmet Bey idare ediyordu ve Sancağın yıllık geliri 230.000 akçe idi.1526-1528 yıllarına ait olması muhtemel belgelerde Sancak Beyi bu gelirin her 5.000 akçesi için bir cebelü (tam teşkilatlı süvari) yetiştirmek mecburiyetindeydi.Bir diğer kaynağımız olan Ayni Ali ise Sancağın 224.465 akçe geliri ile 44 süvarisi bulunduğunu kaydeder. Bu dönemde Vize'de 12 mahalle, bir cami, 10 mescit, ve bir hamam mevcuttu.Bu mahalleler şunlardı:

1-Mahalle-i Cami: 26 hanedir.Nüfusu 130 kişidir.1 İmam, 1 müezzin, 1 akıncı vardır.

2-Mahalle-i Hasan Bey: 12 hanedir.Nüfusu 60 kişidir.1 İmam, 1 muhassil (vergi memuru), 1 hatip vardır.

3- Mahalle-i Selahaddin: 40 Hanedir.Nüfusu 200 kişidir. 1 İmam, 2 muhassil (vergi memuru), 8 akıncı, 1 berat sahibi ve 1 sipahizade vardır.

4-Mahalle-i Hayreddin:4 hanedir. Nüfus 20 kişidir. 1 İmam, 1 müezzin vardır.

5- Mahalle-i-Saruhanlı: 10 hanedir.Nüfusu 50 kişidir. 1 İmam, vardır.

6- Mahalle-i Boyacıhas: 10 hanedir.Nüfusu 50 kişidir. 1 İmam, 1 muhassil vardır.

7- Mahalle-i Hacı Ali nam-ı diğer Yörük Musa: 16 hanedir.Nüfusu 80 kişidir.1 İmam, 1 akıncı, 1 muhassil vardır.

8- Mahalle-i Seyid Kasım: 12 hanedir.Nüfusu 60 kişidir.1 İmam vardır.

9- Mahalle-i Hacı Sadi: 23 hanedir.Nüfusu 115 kişidir.1 İmam, 1 sipahizade vardır.

10- Mahalle-i Bucak: 18 hanedir.Nüfusu 90 kişidir.1 İmam, 1 akıncı, 2 beratlı sahibi, 1 doğancı vardır.

11- Mahalle-i Yenice: 6 hanedir.Nüfusu 30 kişidir.1 İmam vardır.

12- Mahalle-i Cemeat-i Gebran (Hristiyan): 95 hanedir. Nüfusu 475 kişidir.

Bu kayıtlara göre Kanuni döneminde Vize merkezde 1085 kişi yaşamakta olup bunun 475' i gayri Müslim, 610 u Türk'tür.

Osmanlı kayıtlarına göre Vize Sancağı'na Çorlu, Kırkkilise (Kırklareli) Hayrabolu, Birgos (LüleBurgaz), Saray, Pınarhisar, Silivri, Danişmend-i-Eski (Babaeski) nahiyeleri bağlıdır. Sancağın toplam 111 köyü vardır.

Bu dönemde Vize kültürel anlamda da parlak günler geçirdi. Bu dönemde Vize'de doğup yetişen Kaygusuz Alaaddin, (Ö.T. 1563) hece vezni ve arı Türkçe ile yazdığı şiirlerle ün yapmıştır.

KANUNİ SONRASI DÖNEM

XVII. asırda Vize Sancağı Silistre Eyaleti'ne bağlandı. Rumeli Eyaleti'nden ayrılarak ayrı bir eyalet haline getirilen Silistre Eyaleti'nin 11 sancağı vardı. Bunlar: Niğbolu, Çirmen, Vize, Kırkkilise (Kırklareli), Bucaktatarı, Bender, Akkirman,Özi,Kılburun,Yenidoğan ve Silistre (paşa sancağı) idiler. Evliya Çelebi ye göre daha sonra bu sancak sayısı 8'e (Çirmen, Bucaktatarı ve Yenidoğan ayrıldı.) ve VIII. Asırda ise 6'ya düştü. Yalnız Osmanlı Devleti sarayın odun ve kömür ihtiyacını karşıladığı için bu eyalete özel bir önem veriyordu. Yine bu asırda Vize Sancağı yörükleri ile meşhurdu. Rumeli Eyaleti'nde bu asırda (XVII. asır) 7 adet yörük beyi vardı. Bunlar Vize, Yanbolu, Tekfurdağı, Ofçabolu, Selanik, Kocacık ve Naldöken isimleriyle anılıyordu. Bu bölgelerin yörük beyleri Rumeli Eyaleti'nde Rumeli Paşası ile sefere çıkar, üçer tabıl (davul), ikişer ravza (beş telli müzik aleti) çalıp birer tuğ ve birer bayrak taşıyıp üç yüz yörük yiğidi ile sefere giderlerdi. Yine bu asırda Vize yörükleri beyinin zeamet geliri 52.000 akçe idi. Bunun yanında Rumeli müsellemeleri ise Kızılca, Çirmen, Vize ve Çingene müsellemeleri diye anılırlardı.Asrın sonlarına doğru Vize Sancağı Kırım giraylarına ev sahipliği yapmaya başladı. Kırım girayları bazen kendi istekleri ile bazen devletle ihtilafa düştükleri için ve bazen de kendi aralarındaki anlaşmazlıklardan dolayı Vize'de ikamete mecbur edildiler. Bu durum daha sonraki asırda da devam etti. Bu Giraylar Soyu Vize'de Devlet Giray'ın oğlu Adil Giray ile başlar.1671 yılları civarında bir müddet Vize'de oturan Adil Giray daha sonra Kırım hanlarının ricası üzerine Rodos Adası'na sürüldü ve Babıali'ce orada oturması münasip görüldü. Yine asrın sonlarına doğru Mekke Emiri Şerif Sad görevden alındıktan sonra devletin(Osmanlı Devleti)insafına sığındığından kendisine Vize ve Kırkkilise sancakları dirlik olarak verildi.(1672-1692 arası)

XVIII. asırda Vize yine Kırım giraylarına ev sahipliği yapmaya devam etti. Meşhur Devlet Giray, Vize'nin nahiyesi olan Saray'daki çiftliğine gönderildi. Bir süre sonra orada 29 Nisan 1725 de vefat etti ve Saray nahiyesinde bulunan Ayas Paşa camii mezarlığında defin olundu. Devlet Giray'ın oğlu II. Fetih Giray'da hayatının bir kısmını Vize'de geçirdi. Amcası Kaplan Giray zamanında İran seferine gönderilen ve Gence şehrinin müdafaasında ve bu bölgenin İran istilasından kurtarılmasında gayret ve çabaları görülen II. Fetih Giray'ın yaptığı hizmetlerine karşılık mükafaten arpalık olarak, Vize sancağı verildi.Fetih Giray daha sonra amcası Kaplan Giray'ın hastalığından dolayı hanlık görevinden alınmasıyla onun yerine Kırım hanı oldu Temmuz 1736. II.Devlet Giray'ın oğlu olan Aslan Giray'da ağabeyi Fetih Giray'ın Kırım hanlığı zamanında kalgaylık etmiş, Selim Giray'ın vefatı üzerine arpalık suretiyle Vize Sancağı'na mutasarrıf olmuş, 1748 senesinde Kırım hanlığına tayin edilerek kendisine 4.000 altın atiyye (bahşiş) ile selefleri gibi İstanbul gümrüğü hasılatından bir milyon akçe tahsisat tayin olunmuştur. Aynı senelerde Vize'ye gelen giraylardan bir diğeri de III. Selim Giray'dır. I.Fetih Giray'ın oğlu olan III. Selim Giray 1748'de amcası Arslan Giray'ın birinci defa ki hanlığında kalgay olmuş ve onun azlinden sonra da Vize'nin Çakıllı köyünde babasından kalan çiftliğine çekilmiştir.

XVIII. asırda Başbakanlık Arşivi iskan defterlerine göre 1719 ile 1752 yılları arasında Trakya'da üç sancak vardı. Gelibolu Sancağı, Paşa Sancağı (Edirne) ve Vize Sancağı. Bunlardan Vize Sancağı'na tabi kazalar şunlardı: Silivri, Ereğli, Çorlu, Birgos (Lüleburgaz); Baba-i Atik, (Babaeski) Hayrabolu, Kırkkilise (Kırklareli), Pınarhisar ve Saray. Özellikle Kırkkilise kazasına bir hayli yörük iskan edilmişti. Trakya'ya yapılan 190 iskandan %40'ı Kırkkilise'ye aitti. Mesela Kocahıdır, Karakaş, Karacaibrahim, isimli boybeylerine sahip olan bu yörük cemaatleri daha sonra bu şehirde kendi isimleri ile anılan mahallelerin temelini atmış oldular. Yine Kırkkilise'de ismi ilk akla gelen yörük köyleri, Armağan, Asılbeyli, İnece, Ahmet'çe vb.dir. Kırım'ın elden çıktığı 1783 tarihine,hatta biraz daha geç tarihlere kadar girayların Vize'deki ikametleri devam etti. III. Devlet Giray ikinci defa getirildiği Kırım hanlığı görevinden ayrıldıktan (1777) sonra Vize Sancağının Saray kazasındaki çiftliğine gelerek burada ikamet etti ve dört sene sonra da bu kazada vefat etti 1781. Aynı şekilde III. Selim Giray üçüncü defa getirildiği Kırım hanlığı tahtından ayrıldığında (1781 )yine aynı Saray kazasındaki çiftliğine çekildi. Beş sene daha yaşadıktan sonra bu çiftlikte vefat etti Ağustos 1786. Kırım elden çıktıktan sonra Osmanlı Devleti burasını geri almak için yine Kırım hanlarından faydalanma yoluna gitti. 1788'de Kırım'ın Koban tarafından işgaline karar verildiğinde, bu yörede bulunan Tatarları Kırım'a ve Ruslar üzerine taarruz ettirmek için Vize Sancağında oturmakta olan Kırım hanzadelerinden Şehbaz Giray, Koban hanı tayin edildi. Buraya gelen Şehbaz Giray, Kırım şehzadeleri ile mirzalarını darıltıp her birinin ayrı bir tarafa çekilmesine sebep oldu. Bundan dolayı hakkında yapılan tahkikatın sabit olması üzerine hanlıktan azlolunarak yerine Özi'ye imdad etmek şartıyla Vize Sancağında ikamete memur edilen Baht Giray, Koban Han tayin edildi Şubat 1789. Bu tarihlerden sonra Osmanlı Devleti'nin Kırımla bir ilişkisi kalmadığı için Vize'deki Kırım giraylarına da bir iş düşmedi. Ancak onlar ve onların soyu yine Vize'nin Çakıllı köyü ve Tekirdağ'a bağlı Saray kazasında yaşayışlarına devam ettiler. Bu gün bu ailenin nesli bu iki yerleşim yerimizde ekserisi çiftçi olmak üzere yaşayışlarına devam etmektedirler.XVIII. asır, göç olayları ve siyasi olaylar yanında Vize için sanat olayları bakımından da yoğun geçti. Osmanlı Devleti'nde önce Kapudan'-ı Derya olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa, daha sonra Serasker olarak devlete hizmet ederken bir takım hayır işleri de yaptı. Cezayirli Hasan Paşa bu hayır işlerinden bir kısmını Vize Sancağında inşa ettirdi. Vize yakınlarında bir camii, bir hamam ve üç çeşme inşa ettirerek adını uzun bir süre bu yörede yaşattı.XIX. asır, diğer asırlara nazaran Vize için pek parlak geçmemiştir denilebilir. Asrın sonunda vuku bulan bir Rus işgali Vize'yi olumsuz bir şekilde etkilemiştir.

Osmanlı Devleti'nde 1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımında Vize Sancağı yine Silistre Eyaleti'ne bağlı görünmektedir.Bu sayıma göre eyaletin nüfusu 537.774 dür. Ancak XVII. asra göre eyaletin sancak sayısında bir eksilme olmuş ve bu sayı 11 den 6 ya düşmüştür. Bu altı sancak: Silistre (Paşa Sancağı), Niğbolu, Vidin, Çirmen, Vize, Kırkkilise'den ibarettir. Burada dikkati çeken husus vuku bulan yörük göçleriyle Kırkkilise'nin sancak haline gelişi ve Vize Sancağı'ndan ayrılışıdır.XIX. asrın ikinci yarısı Vize için sıkıntılı geçerken kültürel hayatta bir aksama olmamıştır. Kasabanın nüfusunun %40'a yakını gayri müslimdir. Bunların içinden çıkan bir yazar Vize'yi dünyaya tanıtmıştır.1849 yılında Vize'de doğan Georgios Vizyenos (Vize'nin evladı) Atina'da devam ettiği öğrenimini geliştirmiş. Almanya'da felsefe ve psikolojisi öğrenimini görmüş ve doktorasını burada tamamlamıştır.

1896 yılında Atina'da ölen yazar, ekserisini 1883-1885 yıllarında yazdığı eserlerinde Vize'ye geniş bir yer vermiştir.Onun Vize hakkında söylediği çok güzel bir cümleyi buraya aktarmayı faydalı buluyoruz: "Trakya'da bir çok kasaba vardır. Fakat Vize kadar güzeli yoktur."

1880'de "Muhtasar Coğrafya Risalesi"adlı ders kitabını yazan Selim Sabit Efendi'ye göre Vize Sancağı Silistre Eyaleti'ne bağlı idi. Bu sırada "eyaleti mümtaze"olan Bulgaristan'ın durumu büyük bir değişiklik gösterdi. Vize 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sonunda elimizden çıktı. Fakat 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşmasına göre yine Osmanlı Devletine geri verildi. Osmanlı Devleti'nin İtalya ile Kuzey Afrika sahillerinde savaşa tutuşmasını fırsat bilen Balkan ülkeleri, 8.9.1912'de bize savaş ilan ettiler. Ancak bu büyük olayın tek sebebi yoktur. Bunun yanında Rusya'nın Balkanlar'da Slav birliği politikası izlemesi ve buna bağlı olarak bu bölgede Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti'nin varlığını istememesi de önemli bir sebeptir. Yine bizim dahili hatalarımız da Balkan ülkelerine savaş açma cesaretini vermiştir. Mesela, Balkan ülkelerinin kendi aralarında imzaladıkları 9 gizli antlaşmadan Osmanlı Hariciyesi'nin haberi olmamış ve devlet buna karşı gerekli önlemleri alamamıştır. Buna bağlı olarak bu sırada Balkan ülkelerine duyulan güven sebebi ile yetişkin, muharip ve savaş deneyimine sahip 120 tabur asker terhis edilmiş, bu hata da fırsat kollayan Balkan ülkelerine cesaret vermiştir. Sonuçta iki safhada cereyan eden Balkan Savaşları'nın birinci kısmı tam bir felaket olmuş, 30.5.1913'te imzalanan Londra Anlaşması ile Osmanlı Devleti, Adriyatik sahillerinden Midye (Kıyıköy)-Enez hattına çekilmek zorunda kalmıştır. Londra Anlaşması, Osmanlı'nın son zamanlarda imzaladığı tarihin en ağır, en acı ve en utanç verici sözleşmelerinden birisi olmuştur. Bu anlaşma ile 167.312 kilometrekare toprak kaybedilmiş, 6.582.000 Türk nüfusu yád ellere terk edilmiştir. Hepsi de bin bir zahmetle alınan 7 eyalet (Selanik, Manastır, Kovası, İşkodra, Yanya, Girit ve Ege Adaları), 33 vilayet, 158 ilçe maalesef Balkan ülkelerine bırakılmıştır. II. Balkan Savaşı, 29.6.1913'te Makedonya pastasından istediği dilimi alamayan Bulgaristan'ın başlattığı bir savaş oldu. Bu devlet bir ay zarfında Romanya, Sırbistan ve Yunanistan'a karşı arka arkaya seri yenilgiler alınca bize de bir fırsat doğdu. Osmanlı'nın orduları ileri harekáta geçerek günde 80 km'lik bir yürüyüş sonucu 21.7.1913'te Lüleburgaz ve Vize'yi, 22.7.1913'te de Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı. İkinci safha (29.6./29.9.1913) kayıplarımızı azalttığımız ve yüzümüzün biraz güldüğü bir dönem oldu. 29.9.1913'te Bulgaristan ile imzaladığımız İstanbul Antlaşması sonucu olarak Edirne ve Kırklareli'nin alınması kesinlik kazandı. Balkan Savaşları'nın Kırklareli Vilayeti için de büyük bir önemi vardır. Makedonya dağlarında, Edirne tabyalarında ve Arnavutluk sahillerinde cerayan eden savaşların yanında bu vilayetimizde de korkunç savaşlar olmuştur. 18.10.1912'de Tırnova hudut karakollarında başlayan öncü savaşları Kırklareli tabyalarında devam etmiş, taksit gereği buradan geri çekiliş yapılmış ve Lüleburgaz tren istasyonu ile Soğucakdere (Vize) arasındaki 45 km'lik hatta korkunç bir 6 gün savaşı yaşanmıştır. Başkumandan Nazım Paşa'nın emriyle ordumuz Çatalca'ya çekilince bu vilayetimizin arazisi Bulgaristan'ın eline düşmüş ve 8.5 ay süren bir Bulgar mezalimi kendini göstermiştir.Bunun yanında Kırklareliler, II. Bakan Savaşı sonunda Edirne ile beraber bölgelerinin Londra Antlaşması hükümlerine göre tekrar Bulgaristan'a verilmesi baskılarına karşı direnmişler ve bu amaçla 22.8.1913'te şehir merkezinde bir miting düzenleyerek bu haksız durumu ellerinden geldiğince protesto etmişlerdir. Bu miting sonunda IV. Kolordu Kumandanı Korgeneral Ahmed Abuk Paşa'nın gözlerini yaşartan sahneler yaşanmıştır. Balkan Savaşları'nda, Edirne'nin Şükrü Paşa'nın komutasında 5 ay süren şanlı müdafaası da büyük bir olaydır. Balkan savaşları süresince Vize savaş alanı içerisinde kaldı ve epey zarar gördü. Vize 24 Nisan 1920'de ilan edilen San-Remo Konferansı kararlarına göre Yunanistan'a bırakıldı. Bu kararı protesto eden Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bu konuda büyük gayretler gösterdi.

Giraylar   1   2     Tören 1940
Cemiyet bu konu ile ilgili olarak Vize'de de bir şube açtı. Yunanistan ilgili Konferans kararına göre 20 Temmuz1920'de Trakya harekatını başlattı. Arka arkaya yaptığı savaşların verdiği yorgunlukla Trakya'da görevli I. Kolordu bu devletin taarruzlarına fazla dayanamadı ve Bulgaristan'a çekilmeyi uygun gördü.Bu yüzden Vize'de 27 Temmuz 1920'de Yunan işgaline maruz kaldı. Yaklaşık 2.5 yıl süren bu işgal döneminde Vize'liler çok sıkıntı çekti ve zulüm gördüler. Bu işgal dönemi 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütakeresi ile sona erdi. Mütakereye göre içinde Vize'nin de bulunduğu Doğu Trakya Bölgesi İtalyan yönetimine bırakılacaktı. Yine müttefiklerin kararı gereği İtalyanlar 16 Ekim 1922'de Vize'ye girecekler ve bir gün sonra da Yunanlılar kasabayı terk edeceklerdi. Fakat beklenen tarihte tahliye gerçekleşmedi. Beklenen devir-teslim ve tahliye ancak 19 Ekim 1922'de gerçekleşti. 21 Ekim 1922'de Yunanlılar şehri tamamen İtalyan kuvvetlerine teslim ettiler. Antlaşma gereği şehir 1 Kasım 1922'de Türk Jandarmasına teslim edildi. Bu tarihle beraber; Türk orduları bir daha çıkmamak üzere Vize'ye girdiler. Tahliyeden sonra Vize Kaymakamlığı'na Şeyhler Nahiyesi Müdürü Cemal Bey ve Jandarma Kumandanlığı'na da Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey tayin olundular.

VİZE'NİN SEMBOLÜ - IHLAMUR

Sıcak bir yaz mevsimidir. Bir hafta sonunda, şöyle bir kafanızı dinlemek üzere, daha önce hiç gitmediğiniz ve bilmediğiniz bir yere gidip dinlenmeyi ve İstanbul hayatının hızlı temposunun kaçınılmaz bir sonucu olarak yüklenmiş olduğunuz stresten kurtulmayı düşlersiniz. Aklınızda, daha önce defalarca methini duyduğunuz, fakat, bir türlü gitmek kısmet olmamış olan Vize vardır.

Arabanızı hazırlar, ailenizi de alarak, yola koyulur ve gün batımına yakın saatlerde, hafta sonu tatilini geçirmeyi düşündüğünüz bu güzel Trakya İlçesi'ne ulaşırsınız. Yollar yabancı, insanlar yabancı, binalar yabancı velhasıl her şey yabancıdır.

Motor gürültüleri, klâkson sesleri vs. orada da peşinizi bırakmaz. "Acaba aradığım istirahat ve sükûneti burada da bulamayacak mıyım? " diye kendinize sorarken, birden, daha önce duymadığınız, fakat, sanki biryerlerden de âşinâ olduğunuz, evet evet, kesinlikle âşinâ olduğunuz çok hoş bir koku gelir burnunuza. Arabanızı müsait bir yere park edip, şöyle biraz yürümek ve Vize'yi kabaca da olsa şöyle bir tanımak istersiniz. Bu arada, biraz önceki hoş rayiha, burnunuza gelmeye devam etmektedir. Kokunun nereden geldiğini düşünerek ve meraklı gözlerle çevreyi inceleyerek ilerlerken, yolun kenarında yaklaşık 15 m. boyunda heybetli, fakat heybetli olduğu kadar da narin bir ağaç çıkar karşınıza. Evet. Bu hoş ve güzel koku, bu ağaçtan gelmektedir. Daha sonra, arabanızla gelirken, geçtiğiniz orman yolunda da, bu güzel ağaçlardan görmüş, fakat, daha önce bu ağaçla karşılaşmadığınız için, ne ağacı olduğunu anlamamış olduğunuzu hatırladınız.

Sonra, bu âşinâ olduğunuz hoş kokunun, kışın soğuk havada, grip olduğunuz için içtiğiniz kaynak ıhlamurun kokusuna benzediğini hatırladınız. Yoksa? Yoksa bu güzel ve heybetli ağaç, ıhlamur ağacı olmasın sakın? O sırada, yanınızdan, size tebessümle ve misafirperverce "hoş geldiniz" diyerek geçen beyi nezaketle durdurarak, "bu ağacın ıhlamur ağacı olup olmadığını" sordunuz. Oranın yerlisi olan bey, o ağaç hakkında oldukça fazla bilgi sahibi olduğunu hissettirerek, size "evet, doğru tahmin ettiniz, ıhlamur ağacı" dedi. Ayrıca, ilçenin çevresinde bulunan ormanda da, bu ağaçlardan bol olarak bulunduğunu ilâve ettikten sonra, "iyi akşamlar" dileyerek ayrıldı.

O geceyi güzel ve temiz bir otelde istirahatle geçirdikten sonra, ertesi günü, ıhlamur ağacını yakından görmek, incelemek hâttâ yapraklı ve çiçekli dallarından alarak İstanbul'a götürmek istiyorsunuz. Sabah bavulunuza elbiselerinizi yerleştirirken, bavulun gözünde bir kitap gözünüze çarpıyor. Bu kitap da nesi? Kitabın üzerinde "Botanik" yazıyor. Hay Allah. Biyoloji Bölümü son sınıfta okuyan oğlunuzun kitabı. Orada unutmuş. "Bu botanik kitabında, mutlaka ıhlamur ağacı ile ilgili bilgi vardır" diye düşünerek, başlıyorsunuz kitabı karıştırmaya. Evet. İşte ıhlamur ağacı. Kitapta, ıhlamur ağacının Latince bilimsel adının, Tilia argentea Desf. Ex DC. olduğu yazılı. Bu ağacın familyası ise, Tiliaceae diye geçiyor. Merakınız iyice arttı. Ihlamur ağacının botanik özelliklerini hemen ve merakla okumaya başlıyorsunuz.

Botanik Özellikleri

40 m. boya kadar ulaşabilen ve kışın yaprak döken ağaçlardır (Şekil a). Ağacın kabuğu, grimsi renktedir (Şekil b). Yapraklar, alternate (almaşlı) dizilişli olup, lamina (yaprak ayası) bütün, genellikle obliquely cordate (yaprak ayası kâlp biçiminde ve yaprak tabanı ise asimetrik) dır. Yaprak, genişçe ovate (yani geniş bir yumurtanın boyuna kesiti şeklinde olup, geniş olan kısmından sapa bağlı) şekilli olup, 7 - 13 X 5,5 - 10 cm. boyutlarındadır. Yaprağın uç kısmı sivri olup, kenarları serrate (testere dişi gibi dişli) dır (Şekil c). Yaprağın üst yüzü genellikle tüysüz, , alt yüzü ise, beyazımsı stellate (yıldız şeklinde ) ve tomentose (keçemsi) tüylerle kaplıdır. Petiole (yaprak sapı), 4,5 - 6 cm. kadar boyda olup, yine tomentose tüylerle kaplıdır. Çiçekler, sarımtrak beyaz renkli ve 7 - 10 kadar çiçekten meydana gelen inflorescence (çiçek topluluğu), cymose tiptedir (Şekil c). Bu çiçek topluluğu, pendulous (sarkar vaziyette) dur. Çiçek demetini taşıyan ortak sapın dip tarafında, parmak şeklinde bracte vardır (Şekil c, d). Bu bracte, çiçeklerden meyve meydana geldiğinde, meyvenin ve içinde taşıdığı tohumun, uçmak suretiyle yeni hayat alanlarına gitmesini sağlayan kanat şeklinde bir strüktürdür.

Çiçeği meydana getiren kısımlardan olan sepaller (çanak yapraklar), beş adet olup, ayrıdır. Yani bu parçalar, dipte birleşmiş değildir (Şekil c). Petaller (taç yapraklar), beş adet olup, yine ayrıdır, yani dipte birleşmiş durumda değildir. Stamenler (erkek organlar) çok sayıdadır (Şekil c). Bazen, körelmiş yani fonksiyonel olmayan stamenler olan staminode'lar da mevcuttur.

Çiçeğin en ortasında bulunan dişi organ olan pistilin dip kısmı olan ve içinde tohum taslaklarını bulunduran ovarium, beş odacıklı olup, her bir odacıkta ikişer tane ovulum (tohum taslağı) bulunmaktadır. Çiçekler, genellikle Haziran ayı civarında açarlar.

Meyve, nux (yani olgunlukta dışı sertleşen ve içinde genellikle bir iki tohum bulunduran meyve. Bu nux tip meyveler, dıştan herhangi bir müdahale olmazsa, kendiliklerinden açılmazlar) tiptedir. Büyüklüğü, bir leblebi kadardır. Obovoid (bir yumurtanın boyuna kesiti şeklinde. Fakat, dar olan ucundan sap kısmına bağlı) şekillidir (Şekil d). Meyvenin üzerinde, belli belirsiz hat şeklinde çıkıntılar ve siğil şeklinde, yine belli belirsiz yapılar vardır. Meyvenin üzeri, yoğun ve ince tüylüdür. Meyvenin içinde, genellikle 1 - 2 adet tohum bulunmaktadır.

Tilia argentea, genellikle deciduous (yaprak döken) ormanlarda, 50 - 400 m. rakımlar arasında yetişmektedir.

Dünyada başlıca dağılım gösterdiği yerler; Balkanlar, Romanya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna'nın batı bölgeleridir. Bir Avrupa - Sibirya elementidir.

Ülkemizde ise; Vize'nin kuzeyi, Istranca Dağları, Velika Köprüsü civarı, Tekirdağ, İstanbul Belgrad Ormanları, Şile, Bursa, Bolu, Adapazarı, Zonguldak, Karabük, Çanakkale, Bayramiç, İzmir ve Hatay civarı, başlıca dağılım gösterdiği bölgelerdir.

Yukarıda botanik özellikleri açıklanan Tilia argentea türü, Vize'de de yetişen ıhlamur ağacı türüdür. Bundan başka, ülkemizde bulunan üç ıhlamur türü daha vardır. Bu ıhlamur türleri ve yetiştikleri yerler ise; şöyledir:

Tilia rubra DC. subsp. caucasica (Rupr.) V. Engler: Bu ıhlamur türü, genellikle yaprak döken karışık ormanlarda yetişir. Anavatanı Kafkasya'dır. Ülkemizde, Bolu, Zonguldak, Samsun, Giresun, Gümüşhane, Çoruh Havzası, Kars, Çanakkale ve İzmir civarında dağılım gösterir.

Tilia cordata Miller : Bu ıhlamur türünün anavatanı İngiltere olup, Avrupa'da çok yaygındır ve ülkemizde sadece İstanbul - Çilingoz'da yetişir.

Tilia platyphyllos Scop. : Bu ıhlamur türü ise, genellikle kireçtaşından meydana gelmiş olan yerlerde ve / veya karışık ormanlarda, 1000 - 1500 m. arasında rakımlarda yetişir. Ülkemizde, Trabzon Sümela, Çanakkale ve Isparta civarında dağılım gösterir (Şekil a, b,c,d).

Botanik kitabından edindiğiniz bu bilgiler, bu güzel ağaca karşı olan ilgi ve sempatinizi bir kat daha arttırdı. Bu özelliklerinin yanında, "acaba ıhlamurun sağlığa ne gibi faydaları var?" diye merak ettiniz. İmdadınıza, daha önce satın almış olduğunuz, fakat bir türlü fırsat bulup okuyamadığınız "Bitkiler İle Tedavi" kitabı yetişti. Bereket versin ki, bu kitabı da asrabanızın torpido gözünde taşıyordunuz. Kitapta, süratli bir tarama ile ıhlamurun çeşitli rahatsızlıklarda kullanımını buldunuz. Acaba bu güzel ağacın, insan sağlığına ne gibi faydaları varmış?

BİR SAĞLIK KAYNAĞI OLARAK IHLAMUR

Ferahlatıcı bir sıcak içecek olmasının yanında, ıhlamurun saymakla bitmeyecek kadar faydaları vardır. Bu amaçla kullanılan yeri ise, kurutulmuş çiçekleri ve brakteleridir. Latince olarak "flos tiliae" denilen bu çiçekler, suda kaynatılarak içilir. Oldukça lezzetli, içimi hoş ve ferahlık veren bu içeceğin başlıca faydaları şunlardır:

Sinir sistemi üzerinde faydaları : 10 gram kurutulmuş ıhlamur çiçeği, 1 lt. su içinde kaynatılır. Çaydanlığın kapağı kapalı olarak demlenmeye bırakılır. Bu anda, üzeri bir bezle örtülürse, etkili maddelerinin kaybı da engellenmiş olur. Bu ıhlamur, 5 - 8 dakika içinde içilmelidir. Sinirleri kuvvetlendirir. Sinir bozukluklarını izale eder. Uykusuzluğa karşı, uyku getirici özelliği vardır. Ayrıca, spazm çözücüdür. Ayrıca, sentetik olarak yapılmış ilâçların maalesef birtakım olumsuz yan etkileri de bulunmasına rağmen (şimdiye kadar, yan etkisi olmayan herhangi bir ilâç imâl edilememiştir) ıhlamurun, hiçbir olumsuz yan etkisi bulunmamaktadır.

Grip ve soğuk algınlığına karşı : 10 gram kadar kurutulmuş brakte - çiçek karışımı, 1 lt. suda kaynatılır. Daha sonra hafif ateşte, 25 - 30 dakika daha kaynatılmaya devam edilirse, yatıştırıcı olmaktan ziyade, göğüs yumuşatıcı özelliğe sahip olur. Bu yüzden, amacına göre bir süre boyunca kaynatmalıdır. Yukarıdaki süre kadar kaynatılıp içildiğinde, göğsü ve bronşları yumuşatıcı ve bu rahatsızlıkları izale edici özelliği vardır.

Dolaşım sistemi ve kan üzerinde etkileri: Kâlp zayıflıklarında, yüksek tansiyonda, kolesterolde, damar kireçlenmelerinde, her bir çay bardağı için 5 gr. ıhlamur çiçeği hesaplanarak kaynatılır ve içilir.

Böbrekler ve boşaltım sistemi rahatsızlıklarında; Böbrekleri ve mesaneyi (idrar kesesi) temizler. Böbrek taşı ve kum düşürücüdür. Ayrıca, böbrek taşı oluşumunu engeller. İdrar söktürücüdür.

Sindirim sistemi hastalıkları için: Mide ifrazatını arttırır. Bal ile karıştırılarak içildiğinde, ülsere karşı çok yararlı olduğu tesbit edilmiştir. Kabızlık ve bağırsak spazmlarına karşı birebirdir.

Bunların dışında; boyun ve yüze güzellik verir. Saç dökülmesini yavaşlatır.

Yukarıdaki faydalarının yanında, ıhlamur ağacının değerli ve makbûl kerestesi de vardır. Ayrıca, güzel görünümü ile, gölge yaparak, sıcak yaz günlerinde serinlik de sağlar.

Yukarıda kısaca açıklanan mucizevî etkileri olan bu ağacı, artık unutamazsınız. Bu hafta sonu, çok verimli geçti. Bunun yanında, Vize'lilerin de, çok medeni, nazik ve yardımsever insanlar olduğunu da gördünüz.

Fakat, her güzel şey gibi, bu hafta sonu tatili de bitmek üzere. Artık dönme vakti. Arabanıza tekrar atlıyor ve İstanbul'un yolunu tutuyorsunuz. Arabaya aldığınız ve aynaya astığınız ıhlamur çiçeklerinin görüntüsü ve kokusu da bir başka canım. Bu güzel duygularla ve ilk fırsatta, bu güzel ıhlamur ve güleryüzlü ve medeni insanlar diyarına tekrar gelme düşüncesiyle İstanbul'un yolunu tutuyorsunuz ve İstanbul'da da ıhlamur ağacı görmeyi ve bu ağaçların, dikilerek de olsa, İstanbul'da da çoğalmasını diliyorsunuz.

Artık ne ıhlamur ağacını, ne Vize'yi, ne de size hep güleryüz, dostluk ve nezaket göstermiş olan Vizeliler'i unutmak mümkün değil. Bunu, çevrenize ve arkadaşlarınıza da anlatacaksınız ki, onlar da bu güzellikleri yaşama şansına ersinler.

 

COĞRAFİ KONUM VE JEOLOJİK ÖZELLİKLER

VİZE'NİN COĞRAFİ KONUMU

Marmara Bölgesi'nin Trakya kesiminde, Kırklareli ili'ne bağlı bir ilçe olan Vize Dünya üzerindeki konumu itibariyle (X: 3100000m-Y: 5075000m) 41 derece 36 dakika, 52 saniye (41.6143) kuzey enlemleri ile 27 derece 50 dakika, 52 saniye (27.8478) doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlçe merkezindeki rakım 180 metre (Cumhuriyet Meydanı) olup, 1.119 Km2'yi bulan bir alan ile önemli yerleşim merkezlerimizden birisidir. İlçe Doğuda Karadeniz, güneyde Tekirdağ ili ile güneybatıda Lüleburgaz, batıda Pınarhisar ve kuzeyde Demirköy ilçeleri ile çevrilidir. Akarsu vadileri ile parçalanmış alçak alanlardan oluşan ilçe toprakları ilin doğu kesiminde yer alır. Kuzey batı-güney doğu doğrultusunda uzanan Istıranca Dağları (Yıldız Dağları) İlçeyi ikiye ayırır. İlçe sınırları içinde yüksekliği 400 metreye yaklaşan bu dağlık alanın doğu yamaçlarından çıkan sular Karadeniz'e batı yamaçlarından çıkanlar da Ege Denizine ulaşır. Karadeniz'e dökülen başlıca akarsular Papuç ve Kazan dereleridir. Ege Denizine dökülen Meriç Nehrinin başlıca kollarından biri olan Ergene nehrinin başlangıç kaynakları Soğucak ve Anadere ilçe topraklarından çıkar. Istırancaların özellikle Karadeniz'e bakan kesimleri meşe ve kayın ormanları ile kaplıdır.

JEOLOJİK ÖZELLİKLER

1.Jeolojik zamanda Istranca (Yıldız) Dağları'nın bulunduğu yerde Tethys (Tetis) Denizi bulunuyordu. Bu denizin dibinde bulunan tortullar, kuzey ve güneyde eski kıta çekirdeklerinin birbirine doğru yaklaşmaları sonucu kıvrılarak su yüzeyine çıkmışlar ve Yıldız Dağlarını oluşturmuşlardır. Daha sonra meydana gelen dağ oluşumu, kıta oluşumu (epirojenik) ve volkanik hareketler sırasında Yıldız Dağları'nı oluşturan taş ve tabakalar sıkışmış, kıvrılmış ve kırılmıştır. Yıldız Dağları 1. Jeolojik zaman arazisi olduğu için "masif" adını almaktadır. Masifler kırılma özeliğini yitirmiş olan yaşlı ve sert kütlelerdir. İlçenin Ergene kısmında ise eosen, kireç taşları dik bir yamaç meydana getirir.Bu yamacın eteğinde suyu bol kaynaklar, önünde ise miosen ve piliosen kili, kumlu kireçli dolgu katmanları yer yer alüvyonlarla örtülüdür. Yıldız masifinin uzamına uygun olarak Vize'den Kırklareli'nin doğusuna kadar uzanan kuzeybatı-güneydoğu yönlü fay hattı ile bu hattı kesen kuzeydoğu-güneybatı yönlü ikincil faylar, sahanın tektonik yapısını oluşturmaktadır. Yıldız masifini etkileyen Vize-Kırklareli arasındaki fay, normal faydır. İlçemiz toprakları 4. derece deprem kuşağına girdiğinden sarsıntılar genelde zararsız ve tehlikesizdir.Ayrıca ilçemiz sınırlarında Çakıllı ve Evrenli dolaylarında 54.000 ton rezervli manganez yataklarının bulunduğu M.T.A. Enstitüsünün yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.
 

KONAKLAMA

Vize'de her çesit konaklama tesisi bulunmaktadır. Merkezde 3 yıldızlı 25 odalı Trak Otel'de banyolu, sıcak sulu, klimalı, kahvaltılı odada konaklayabilirsiniz.


Trak Otel   : (288) 318 41 00
Taşkan Otel : (288) 318 10 88
Varol Otel : (288) 318 00 93
Dağ Motel : Balkaya (288) 335 51 17
Genç Otel : Kıyıköy (288) 388 60 41



SEYAHAT

Vize'ye İstanbul'dan her yarım saatte bir kalkan Kale Seyahat, Yonca Seyahat ve Aydın Seyahat acentelerinden, L.Burgaz, Pınarhisar ve Kırklareli'ne ise günün her saati As Turizm ve Vize Birlik acentelerinden ulaşım imkanı sağlanır. Ayrıca günde iki sefer olmak üzere Truva Seyahat ile İzmir'e, Kale-Yonca Seyahat ile Ankara'ya direk gitme imkanı da mevcuttur.



Yonca Seyahat :

Vize (288) 318 15 20

İstanbul (212) 658 12 32 - 33

www.luksyonca.com


Kale Seyahat :

Vize (288) 318 11 14

İstanbul (212) 658 01 58 - 63

www.kaleseyahat.com.tr


Vize Birlik : (288) 318 04 00


As Turizm : (288) 318 02 11



LOKANTALAR

Doğal ortamla baş başa kahvaltı ve alabalık yemek için için Pazarlı köyü'ne, et yemek için Sergen Beldesine, Balık Yemek için Kıyıköy beldesine gidebilirsiniz. Ayrıca merkezde bulunan lokantalarda sıcak sulu yemek, kebap ve her çesit et ürünleri çıkmaktadır.

 
 
Resimler Manzaralar Hatıralar
 
Mezarlık Bağlar    1  2  3  4  5  6  7 
Mezarlık Çobançeşme   1  2  3  4  5  6  7  8  9
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Oyna Oğren Eğitimi
 
 
 
 
 
 
 
 

TARİH ÖNCESİ DÖNEMDE VE TRAK DÖNEMİNDE

Ergene Nehri'nin kuzeyinde, Istranca (Yıldız) Dağları'nın kuzey etekleri boyunca uzanan, geniş bir bölgeyi kapsayan Vize Ovası, gerek su potansiyelinin yüksek oluşu, gerekse diğer doğal kaynakların zenginliği bakımından Doğu Trakya'nın diğer kısımlarından daha fazla öneme sahiptir. Bu öneme karşılık, yakın zamanlara kadar bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar son derece sınırlı olmuştur. Vize Ovası'nın tarih öncesi döneme ait buluntularının bilimsel olarak tetkiki, 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri'nden Prof. Dr. M. ÖZDOĞAN tarafından, bu bölgeyi de içine alan Trakya ve Doğu Marmara'ya yüzey araştırmaları sırasında yapılmıştır. Bu tarihten önce Prof. Dr. Arif Müfit MANSEL, 1936-39 yılları arasında ovada bir dizi tümülüs kazmış ve Vize'deki esas Trak merkezini oluşturan Çömlektepe Höyüğü'nde bir sondaj açmıştır.

Karakoçak Tepe   1   2

Bu bölgeyi daha önce Prof. Dr. F. DİRİMTEKİN de ziyaret etmiş ve bahsetmişti. Ama çalışması yeterli değil. Alan çok geniş ve muhteşemdir. Benim şahsi kanım Trak Başkenti olduğu süreçte Karakoçak ve çevresinin Vize'nin en etkin kesimi olduğu yönünde. Tipik Avrupa'dakiler benzeri bir Demir Çağı ve sonrası kutsal ve iskan alanı. Her özelliği ile uzaktan bakınca da bunu anlamak mümkün. Türkiye Trakya'sında bu tip başka yerler çok çok az. Önemli benzerleri de daha çok Kırklareli sınırları içinde. Mamafih bu tip bir kale kent ve kutsal alan birleşimini Edirne'nin kuzeyinde de teşhis ettim. Ama bu kadar büyük değil. Vize ve çevresi bilinenin dışında başka Trak yerleşmeleri ve kutsal alanları ile de dolu. Vize ve çevresi Demir Çağı ve Takip eden süreçte Traklar için gerçekten çok önemliydi. Bunu biliyoruz. Muhtemelen önümüzdeki süreçte diğerlerini de bulmak mümkün olacak."

Gemikaya Soğucak 1 2  

1938 ve 1939 yıllarındaki kazılarda önce A-D harfleri ile gösterilen dört tepede sonra E-I harfleri ile gösterilen beş tepede olmak üzere dokuz yerde kazı yapılmıştır. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler halen İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.                      Özellikler

Arif Müfit Mansel Tümülüs   2

A TÜMÜLÜSÜ : Trakya Tümülüsleri içerisinde önemli bir yeri olan tümülüs, yalnız sistemli bir şekilde araştırılmış olmasıyla değil Trakya Tümülüsleri içerisinde bir dayanak teşkil etmesiyle de önemlidir. Tümülüs 9.50 metre yüksekliğinde ve 50 metre çapında olup içinde doğu-batı yöneltisinde bir mezar odasına sahiptir. Burada yekpare kalker taşından bir lahit mevcuttur ve tezyinatı "Trak" üslubundadır. Lahdin esas uzun cephesi beyaz yüzey üzerinde ortada sari ve mavi çerçeveli ve kahverengi kafesli bir kapı, bunun iki yanında siyah rozetlerle süslenmiş kahverengi ve kırmızı renkte girlandlar bulunan bezemeye sahiptir. Lahdin içinde bitkisel madden yapılmış bir çelenk, altın yaprak ve aplikler, bir kılıç, dört demir hançer, iki altın yüzük, güzel kabartmaları olan gümüş kadehler vardır. Lahdin bir ucunda tunçtan bir zırhlı elbisesiyle gümüş kaplı tunçtan bir miğfer vardır. Miğfer pek ender bir sanat eseridir.Bu eserin M.S. 1.veya II. Yüzyıla ait olmaları muhtemeldir. Prof. Dr. Arif Müfit MANSEL bu mezarı zengin içeriği bakımından haklı olarak krala ait bir mezar olarak açıklamakta olup kim olduğu hakkında kesin bir bilgi verememektedir. Somay ONURKAN'ın "Doğu Trakya Tümülüsleri İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki Trakya Toplu Buluntuları" adli kitabında belirttiği gibi Radnoti ile yaptığı konuşma sırasında Vize A Tümülüsü Mezarının sahibinin Radnoti'nin Ausburg'ta bulunan Vize Zırhının esi üzerinde yapmış olduğu araştırma neticesinde Trak Kralı RHOIMETALKES III olarak kabul ettiğini açıklamıştır.

B TÜMÜLÜSÜ: 30 Metre çapında ve 4 metre yüksekliğinde olan tümülüste tuğla ile örtülü iki mezar bulunmuştur. Bir kadına ait olduğu anlaşılmakta olan birincisinde altın çelenk, altın gerdanlık, vazolar, ayna ve bunun gibi eserler bulunmuştur.Burada da ölü yakılmıştır. İkinci mezarda iki çocuk heykelciği vardır.Bu iki mezarın birinci mezarda yatan kral veya prensin karisi ile çocuklarına ait olması muhtemeldir.

E TÜMÜLÜSÜ : 65 Metre çapında 18 metre yüksekliğinde büyük bir tümülüstür. Esas mezarı bulunamamıştır. Tepenin üst kısmında kenarları tas duvarlarla örülmüş ikinci derece bir mezara rastlanılmıştır. Mezardan yine birçok eser çıkarılmıştır.

H TÜMÜLÜSÜ : 35 Metre çapında 1.80 metre yüksekliğinde olup üç basit mezar bulunmuştur.
C TÜMÜLÜSÜ : 50 Metre çapında 2.50 metre yüksekliğindeki tümülüste kül tabakasına ve bir atın kemiklerine rastlanılmıştır.
F TÜMÜLÜSÜ : 40 Metre çapında 3 metre yüksekliğindeki tümülüste bir atin kemiklerine rastlanılmıştır.

D TÜMÜLÜSÜ : İçinde gömü bulunmayan yığma bir tepedir.

G TÜMÜLÜSÜ : 32 Metre çapında 3 metre yüksekliğinde küçük bir tepedir. İçinde mezar bulunamamıştır, fakat yaygın bir kül tabakasına rastlanılmıştır.

I TÜMÜLÜSÜ : 50 Metre çapında 4 metre yüksekliğinde olup içinde mezar yoktur.
KIYIKÖY TÜMÜLÜSÜ : Kıyıköy Toplar mevkiinde bulunan tümülüsün envanteri hakkında yeterli bilgi bulunamamaktadır.
E Tümülüsü   B Tümülüsü   A Tümülüsü
istanbul Arkeoloji    lahit   Maske   Traklar

TRAKLAR

Trakya'nın antik çağlardaki halkı olan Traklar, Hint-Avrupa kökenli bir halktı. Yazılı dil verilerinin çok az olması nedeniyle dilleri hakkında çok fazla bilgi edinmenin mümkün olmadığı Traklar'dan kalan özel isimler, yer adları, tanrı adları ve çok kısa bir metin onların dillerinin Satem gurubuna girdiğini ve Illirce ile birlikte, Slave ve Balto-Slav dilleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Ölülerini yakmaları sebebiyle fazla bir biyolojik malzeme bulunmamasına rağmen eldeki çok az iskelet örneğiyle birlikte, eski Yunanlılar'ın kayıtları ve sanat eserleri üzerindeki tasvirler bize renkli gözlü ve beyaz tenli Avrupalıları göstermektedir. Genel olarak Dinarik ve Dinaro-Nordik bir ırkın varlığı söz konusudur.

TRAKLARIN YAŞADIĞI ALAN

En geniş yayılım alanı itibariyle Trak toprakları kuzey Ege Kıyılarından Karpat Dağlarına, Vardar Nehrinden güney Morova ve Tisza vadilerine ve kısmen Ukrayna ve kuzeybatı Anadolu'ya kadar uzanıyordu. Ama toprakların kalbi günümüzde batı ve doğu Trakya olarak bilinen bölgeydi. Bu geniş topraklar üzerinde yasayan Trak ulusu hiçbir zaman bu bütün bölgeyi içine alan bir devlet kurmamış, genel olarak değişik kabileler halinde parçalanmış değişik yönetimler değişik bölgelerde hakim olmuştur. Güçlü kabileler daha geniş ve önemli bölgelere sahip olurken, onlara bağlı yada onlara karsı olan kabileler arasında çatışmalar olduğu muhakkaktır. Dışardan gelen yabancı saldırılara karşı bu kabileler kısmen birbirileriyle kısmen de yabancılarla ittifaklar yaparak varlıklarını sürdürmeye çalışmıştır. Güçlü bir devlet kurmaya muaffak olan Odris Kabilesi Trak topraklarının merkezi bölgesinde, yukarı Tunca vadilerinden orijin alan ve Meriç boyunca hareket eden bir topluluktu. Odrislerin doğusunda yer alan güçlü bir kabile olarak dikkat çeken Astailer, (Ast) Bizye (Vize) ve civarında Istranca (Yıldız) Dağları eteklerinde hakimiyet kurmuşlardı.

TRAKLARIN GENEL TARİHİ VE BİZYE'NİN (VİZE) KONUMU

Maden kaynakları açısından olduğu kadar, zengin tarım potansiyeli açısından da önem taşıyan Trakya toprakları burada yerleşik kabileler kadar Doğuda ve Batıda bulunan yabancı kabileler, uluslar ve Antik çağın en önemli güçlerinin ilgi ve hareket alanı olmuştur. Batıdan Yunan şehir devletleri, doğudan Persler tarafından ilgi alanı olan Trak toprakları Makedonyalılar ve Romalılar tarafından da önemsenmiştir. Ayrıca, Kuzeyden gelen Iskit'lerin ve Orta Avrupa'dan gelen Kelt'lerin de Trakya üzerinde önemli bir etkinlikleri olmuştur. Istranca dağları eteklerinde kurulmuş olan Vize genel olarak günümüz Doğu Trakya topraklarının Güneyi ve Meriç üzerinde görülen Yunan ve diğer yabancı hakimiyetleri ve etki sahaları dışında, Traklara terk edilmiş bulunan iç bölgelerin kalbinde bulunmaktadır. Bu sebeple de Roma öncesi süreçte önemli bir Trak merkezi olarak iskan edildiği kesindir. Vize çevresinde dağılmış bulunan çok sayıdaki tümülüs ve diğer arkeolojik veriler de bunu göstermektedir.

Fakat, Trakların yazılı bir tarihi olmaması sebebiyle bu devirler hakkında fazla bir tarihi veri bulmak imkansızdır. Bu süreci dolduracak yapılmış ve yapılacak olan arkeolojik çalışmalar olacaktır.Trakya tarihine genel bir bakış yapmak ve eldeki bilgilerle Vize'nin bu süreçteki rolünü belirlemek için, Traklarin genel tarihine bakmak gereklidir. Traklarin eski Neolitik Kültürlerden gelen ve onların gelişmesiyle oluşan yerli bir kültür mü, yoksa kökeni Dinyeper ve Diniester ırmakları veya Karpatlar bölgesine giden ve oradan göç ederek güneye inen kavimlerin hareketiyle mi oluştuğu konusu önemle üzerinde durulan bir konudur.

Fakat kesin olan bir gerçek varsa, o da Trakları belirleyen kültürel özelliklerin başında gelen bronz ve daha sonra, demir aletleri kullanımı ve Trak kültürü içinde madenciliğin önem taşıması ve ateşin kutsanması onların nüvesinin Geç Bronz Çağı ve Avrupa Demir Çağı ile ilgili olduğunu ve Demir Çağı içinde Trak kültürü ve yasam biçiminin şekillendiğini göstermektedir.

Traklar muhtemelen Bronz Çağı sonlarını teşkil eden süreçten sonra M.Ö. 1000 civarında bölgenin madenlerce zenginliği ile bağlantılı olarak şekillenmiş ve Kuzeyden gelen yeni göç dalgaları ile mahalli anlayışlara dayalı hayatın bir karışımı olarak bilinen hayat ve kültürel özelliklerini kazanmışlardır. Gerçi Traklarla ilgili ilk veriler M.Ö. 2000 ikinci yarısına çıkmaktadır. Homeros'un Ilyada'sinda Troya'nin müttefigi olarak- Kuzeybati Anadolu ve muhtemelen Trakya'nın Marmara kıyıları ve Gelibolu Yarımadasına yerleşmiş Trakların bahsi geçmektedir. M.Ö. 1000-800 arasında Traklarin ayni zamanda bas rahip de olan şeflerin yönetiminde kabileler oluşturduğu anlaşılmaktadır. Antik mitoloji'de önemli bir yer alan Orfeus'un bu süreçte yasamış bir rahip ve kabile şefi olduğu söylentisi yaygındır. Özellikle Dolmen tipi anıtlarla bütünlesen mezarlar ve açık hava tapınaklarıyla bu süreçte yasayan kabileler, Trakya'nin dağlık bölgelerine dağılmıştır.M.Ö. VIII. ve VII. yüzyıllarda Yunan Kolonilerinin Ege kıyılarına yerleşmeye başlaması ile birlikte, Trakya üzerinde kabile konfederasyonlarıyla birlikte, büyük arazi sahipleri ve onlara bağlı toprağa bağlı köylülerden oluşan bir sosyal sistem oluştu. Yunan kaynaklarından isimleri hakkında bilgi sahibi olunan çok sayıdaki kabile ile temsil edilen Traklar ve kıyıda yer alan Yunan kolonileri arasında canlı bir ticaret ağı oluştu. Traklar odun, kömür, maden tuz, balık gibi ürünler ihraç ederken, Yunanlılardan seramik, metal eşya, lüks eşya, zeytin yağı ve şarap ithal ediyorlardı. Trak kabilelerinin tamamen bir yere bağlı olmadığı, zaman zaman yer değiştirdikleri de görülmekteydi. Bu süreçte, Istranca dağlarının eteklerinde Astai (Ast) kabilesi ile birlikte İğneada ve Midye (Kıyıköy çevresinde Tynler) ve onlara bağlı bir kabile olan Tranipsalar'in varlığı teşhis edilmektedir. Tynlerin yukarısında Melanditler vardı. M.Ö. VIII.-VII. yüzyılda Anadolu'ya göç eden ve burada bir devlet oluşturan Bithynler'in Tynlerle ilişkisi vardı. M.Ö. VI. ve V. yüzyıllarda Persler'in Iskitlerle ve daha sonra Yunan şehirlerine karsı düzenledikleri seferler arasında, Persler Trakya üzerinde hakimiyetlerini tesis ettiler. Genellikle, Trak kabileleri ile iyi ilişkiler kuran Persler'in hakimiyetini kabul eden kabileler arasında Skyrmialar ve Nipsalar'in adi geçmektedir. Bu kabilelerden Nipsalar Istranca dağlarının kuzeyinde bir bölgede yerlesmisti. Bu kabileler arasında Astlar'in ismi Heredot tarafından belirtilmemektedir. Bu süreçte bölgede etkin olarak Nipsalar'in etkin rol oynadığı muhtemeldir. M.Ö. V. yüzyılda maden yatakları sebebiyle Atina ve Trak kabileleri arasında çekişmeler ve savaşlar oldu. M.Ö. 5. yüzyıl Meriç havzasında yerleşmiş bulunan Odrisler'in yönetimi altında bir Trak Krallığının kuruluşuna sahne olmuştur. Odris şeflerinden Teres (M.Ö. 460-440) başkanlığında teşekkül eden devlet, Pers yönetim sistemini esas olarak kabul etmişti. Merkeze bağlılığını bildiren yöneticiler etrafında şekillenen bu sistem içinde küçük çiftçilik yapan halk yöneticilerin malikaneleri etrafında yasıyordu. Orduya ise Trak halkı piyade, yöneticiler ve seçkin asiller ise süvari olarak katılıyordu. Meriç ve Ergene ovalarında oturan kabileler bu orduya asker vermekle yükümlüydü. Daha batıda olan kabileler bağımsızdı. M.Ö. V. ve IV. yüzyıllar arasında vuku bulan olaylar arasında Atina'dan Odris Kralı Stalkes ile birlikte Vize (Bizye) deki Ast Kralı Tereus'a bir heyetin gönderildiğini öğreniyoruz. Bu da bize bu esnada Doğu Trakya'da güçlü bir Ast Devleti'nin mevcudiyetini göstermektedir. IV. yüzyılda Makedonyalılar Trak topraklarında ilerlemeye başladı. Önce kral II. Filip (M.Ö. 359-336) ve oğlu Büyük İskender (386-323) Traklarla önemli savaşlar yaparak bölgeye hakim oldu. İskender'in ölümünden sonra Generallerinden Lysimachus (323-281) Trakya yöneticisi oldu. Seuthes III'ün kısmi başarılarına rağmen Lysimachus M.Ö.305'te hakimiyetini kurmuştu. Ama ölümüyle, 281'de Trak kabileleri tamamen bağımsız kaldı. M.Ö. II. yüzyılda Keltler batıdan Trak topraklarını işgale başladılar ve Trakya'yı baştan başa geçerek, Bizans'a kadar ilerlediler. (M.Ö. 279) Keltler, Odris toprakları civarında Doğu Trakya'nin Bati kesiminde odaklanan bir devlet kurdular. 60 yıl kadar yasayan bu Kelt devleti Traklar tarafından ortadan kaldırıldı. Yerine yerel Trak devletçikleri kuruldu. Bütün yabancı işgal ve akınlar Trak bağımsızlığını ve kültürel kimliğini yok edememişti.

M.Ö. II. yüzyılda İskender'in halefi olan devletlerden Selevkoslar arasındaki Trakya hakimiyeti çekişmesinde, Makedonyalılar Romalıları da bu çekişmeye dahil ettiler.Bu esnada, M.Ö. 188 tarihinde Meriç'in denize döküldüğü bölgede Roma ordusuna baskın yapan 4 Trak kabilesi arasında Bizye (Vize) den gelen Astlar'inda adi geçmektedir. Makedonyalılar iç Trakya'yı ele geçirmeyen çaba sarf ederken, Odrisler tekrar idareci bir kabile olarak ortaya çıktılar. II. yüzyıl içinde Makedonya ve Roma arasındaki savaşlarda Trak kabilelerinin bir kısmı Makedonyalıların safında yer aldı. İç karışıklıkların yoğunlaştığı Trakya üzerinde değişik kabileler etkin olurken, II. yüzyıl sonunda Roma'nın Makedonyalılara üstünlük kurması Trakları Anadolu'nun kuzeybatısındaki Bithinyalilara yakınlaştırdı. M.Ö. 1.yüzyılda Roma ve Traklar arasındaki ilişkiler büyük bir mücadele halinde geçti. Değişik kabilelerden oluşan Trak kabileleri içinde Romalılarla dost olanlar da vardı. Fakat bu yüzyıl içinde Romalıların kesin bir basari elde etmesi mümkün olmadı. Trakya toprakları kuşatılmış olarak otonom bırakıldı. M.Ö. 1. yüzyılın sonunda Odrisler Romalıların dostu olarak görünürken, Rhaimetalkes ve kardeşi Rhaskuporis, Roma'nın vasalları olarak M.S. 7 yılında ön plana çıktılar. İsyanların yoğun olduğu bu dönemde Roma adına bu isyanları bastırmakla görevliydiler. Odris ve Ast krallarının mirasına sahip olan bu Sepeian kralları kendi aralarında da anlaşamıyordu. Rhaimetalkes'in ölümü üzerine oğlu Kotys'e Trakya'nın Güney kısminin verilmesi Rhaskuporis'i rahatsız etti. Kendisine kalan Kuzey Trakya ile yetinmeyen Rhaskuporis yeğenini ortadan kaldırttı. O da Romalılar tarafından MS. 192 de İskenderiye'de öldürtüldü.

M.S. 11'deki Bessi isyanıyla sarsılan bölge, özgürlüğüne düşkün Traklarin özgürlük ateşiyle, M.S. 21'de tekrar tutuştu. Romalılara ve onlara bağımlı Trak yöneticilerine duyulan öfke büyüktü. Romalılar direkt olarak yönetime el koymak isteğiyle de fazla birsek yapamıyordu. M.S. 26'da yayılan isyan dalgaları bastırıldı. Büyük bir yayılım alanı bulunan isyan sırasında yüksek dağlık bölgeler üzerinde kurulmuş doğal tahkimata sahip muhtemelen Avrupa Demir Çağı kalelerinin uzantısı olan Trak kalelerinin isyancılar için avantaj sağlamış olması muhtemeldir. Belki de bu mahal, büyük Trak isyanının bastırılmasında önemli bir etki yapan, içine sığınmış olan Traklarin açlık ve susuzluk nedeniyle teslim olduğu önemli bir kaledir. Traklar'ın bir kısmı teslim olurken, diğer bir kısmı da, intihar etmeyi yeğlemişti. İsyanların bastırılmasından sonra Sapeianlardan Kotys'in büyük oğlu Rhaimetalkes III M.S. 38'de Roma tarafından desteklenen bir Kral olarak seçildi. Dacia haricinde ayakta kalan son Trak Kralı olan Rhaimetalkes III'ün ve dolayısıyla Traklar'ın son baş şehri, bu krala ait olduğu anlaşılan A Tümülüsü'nün de gösterdiği gibi Vize'dir. Rhaimetalkes III MS.45'te öldürülünce, Trakya'nin son kalan kısmı da Claudius devrinde M.S.46 tarihinde tamamen Roma'ya bağlanarak bir eyalet oldu. Son Trak izleri de uzak dağlık bölgelerde yasadıktan sonra, Hristiyanlığın da etkisiyle ortadan kalktı.

VİZE ÇEVRESİNDEKİ TRAK İZLERİ

Trak tarihinde önemli bir yeri olan Vize çevresinde dağılmış çok sayıdaki arkeolojik eser arasında özellikle, Vize ovasına dağılmış çok sayıdaki Tümülüs dikkat çekicidir. Bunların bir kısmı 1938 ve 1939 yıllarında açılmış ve bir kısmı da çeşitli şekillerde soyulmuş ve bilimsel hiçbir şey bırakmadan tahrip olmuştur. Vize ilçesi sınırları içinde ovadakilerden başka yerlerde de Tümülüsler mevcuttur. Bütün bu tümülüsler içinde bilimsel araştırmayı bekleyenler de doğal olarak vardır. Tümülüslerin hepsi mezar odası vermediği gibi bir kısmı yakma izleri ve at kemikleri göstermektedir. At mezarı olarak nitelenen bu tümülüsler, esasında Traklar'ın Orfik dinleriyle ilgili tören ve kurban yerlerinin uzantılarıdır. Kutsal bir olan at saflanma ritüali olan yakma ayinleriyle birlikte evrenin güçlerine destek vermek ve yeniden doğuşa hizmet etmek için ayinlerde önemli bir yer tutuyordu. Zaten tümülüslerin kendileri de Orfik törenlerin ve inanışların bir uzantısı olarak, Chtonik dünya görüsünün yer yüzündeki sembolüydü. Bu noktada Vize'nin arkasına düsen vadi içindeki (Asmakaya) Bizans devrinde kullanılan mağara kiliselerinde kökenini Traklar'dan alması Orfik mezar gelenekleri ve ayinlerle ilişkili olması muhtemeldir. Bunlar dışında Trakya'nin değişik yerlerinde rastlanan megalitik anıtlar da bu Orfik ayinlerle ilgili olup, yüksek yerleri seven Trak din adamlarının ayin yaptığı insan ve hayvan kurbanları verdiği sunaklar olarak dikkat çekmektedir. Bu megalitik anıtlarla birlikte mağaralar Orfik dinin en önemli öğeleri arasında yer almaktadır. Kurbanların genellikle at ve kadınlar olduğu bilinirken, erkeklerin de kurban edildiği anlaşılmaktadır. Heredot IX-119/. Bos mezarlar olarak karsımıza çıkan Senotaf gömüler de bu kurban ritleriyle ilgili olup, Orfik Zagreus kültünün uzantısıdır. Son olarak da ateş ve yakma Traklar'ın Orfist düşüncesi için temel olup, önemli bir saflanma aracıdır. Vize'de yaşayan Traklar'ın bu dini izleri içinde özellikle dikkat edilmesi ve lahit parçalarının da bulunduğu öğrenilen bu bölgenin özellikle bir Trak kültür merkezi olarak dikkate alınarak incelenmesi gerektiği kanısındayız.

ROMA VE BİZANS DÖNEMİNDE

M.S. 46 tarihinde tamamen Roma'ya bağlanarak bir eyalet olan Vize'de MS. 338 de I. Konstantinus Devrinde Bizanslılar yörenin mutlak hakimi olmuş, bu dönemde ilk kez Vize adi kullanılmış, şehir onarılmış ve gelişmiştir. Ancak M.S. IV yüzyılda başlayan Got istilası Vize'yi de etkilemiş, Got akınlarının bitiminde Hun akınları başlamıştır. MS.526 yılında Slavlar bütün Trakya'yi ele geçirmiş, M.S. 527 yılında İmparator Justinianus (527-565) Vize'yi tekrar Roma topraklarına katmıştır. Bu dönemde Trakya Themasi içinde yönetilen yöre M.S. 570'ten sonra Avar ardından Peçeneklerin akınına uğramıştır. Kısa bir süre sonra Peçeneklerin hakimiyetine giren Vize daha sonra Latin Krallığının ve 1247'de de İmparator Vtatzes'in şehri almasıyla Bizans'ın eline geçti.Bizans hakimiyet 1363 yılına dek sürdü.Vize 1363 yılında Osmanlıların eline geçti . Bulgar Kralı Asen, Türk fethini takip eden 1-2 yıl içinde Kırklareli, Midye, Pinarhisar ve Vize'yi ele geçirdi. Mücadeleci bir krala benzeyen Çar Asen Osmanlı Devletini bir hayli uğraştıracağa benziyordu. Fakat onun 1365 yılında ölümü ile bölgeden Bulgar tehlikesi kalktı. Bizanslılar Bulgarların bu durumundan derhal faydalandılar ve Trakya'nin kuzey kısmını kendilerine bağladılar. 1368 yılında Kuzey Bulgaristan'a bir sefere başlayan Sultan I.Murat, Bulgarların elindeki Aydos, Karnabat, Sözebolu, kasabalarını aldıktan sonra, doğuda Bizans İmparatorluğu üzerine yöneldi. 1369'da Pinarhisar ve Vize'yi ele geçirdi.

Vizeden çıkan Roma dönemi, üzerinde imparatorlarla şehrin işlendiği ama maalesef ki definecilerin bir takım yasadışı unsurlar ile yurt dışına çıkarttığı paraları bugün içimizi yaka yaka Amerika'da ve birçok Avrupa ülkesinde serbest satılmaktadır.                       Vize Para
VİZE ÇEVRESİNDEKİ ROMA VE BİZANS İZLERİ

Vize ise hemen hemen her dönemde yerleşime sahne olduğu gibi Roma döneminde de önemli bir şehirdi. Roma öncesi devirler daha önce bahsedildiği üzere son derece zengindir. Öncelikle Roma mimarisinin en anıtsal örneği olarak kaleden bahsetmek gerekir. Akropol'de surlarla desteklenmiş kale, tepenin eteklerine kadar surlarla çevrelenmiştir. Bu surların arasında eksik kalan bölümleri sayılmazsa tam olarak tepeyi sardığı kabul edilebilir bir görüntüdedir.

Roma devrinde inşa edilen surlar, daha sonra Bizanslılar tarafından onarılarak kullanılmıştır. Yuvarlak ve kare kulelerle desteklenen surlar, temelde Roma, ancak büyük blok taslardan itibaren Bizans devrine işaret etmektedir. İç ve dış kale olarak iki bölümde incelenebilecek olan surlardan bugün kaymakamlık binasının neredeyse yanlarına değin dış surlar içinde zaman zaman yapılan inşaatlarda bol miktarda kalıntılar da çıkmaktadır. İç surlar ise Ayasofya Kilisesi'nin biraz aşağısında eski Atatürk şimdiki Namık Kemal İlkokulunun arkasında nihayetleşmektedir. Ancak surlara ait taşların büyük kısmı özellikle 19. yüzyılın başlarında talan edilerek birçok inşaatta kullanıldığından fazlaca parçası eksiktir. Akropol'ün en üst noktasında bir kemer açıklığı surlara geçis vermektedir. Surlar VI. yüzyılda ilk Bizans onarımına, ardından Kommenoslar ve Palaiologoslar devrinde de orta ve son dönemine işaret etmektedir.

Vize'nin özellikle Roma uygarlığında tanınması M.Ö.44 yılında Vize'nin bir eyalet durumuna gelmesiyle başlamıştır.
Asmakaya  1   2   Vize Kale    Odeon  Su

Vize'nin Roma dönemine ait bir sur onarım kitabesi bulunmuştur. Burada "Aulus Pores oğlu Firmus ile Kenthes oğlu Rytes oğlu Aulus Kenthes ve Hyakinthus oğlu Rabdus idaresi altında kale burçları inşa edilmiştir." diye bir yazı bulunmaktadır ve M.S. 2. yüzyıla aittir. Ayrıca burada bulunan ve bugün Edirne Müzesinde bir sunak yine Roma devrine tarihlenmektedir. Bu sunağın üzerinde Eros, koç, teke ve dana başı figürlerine rastlanmaktadır. Ayrıca yine ayni döneme ait Kral Kotis'le ilgili olarak bir kitabe bulunmuştur. Bu kral ise M.S. 48 yılında yapılan Phersal Savaşı sırasında Pompeus'un yanında yer alan kişidir. Romalıların dini inanışlarına son derece uyum sağlayan Thamata (Kara köçek)'teki Tapınak aslında orta tunç çağına ait olmasına karsın bu dönemde kullanılmıştır. Ayrıca Vize içinde Çömlektepe'de arazi üzerinde görülen Roma keramikleri, Romalıların bu bölgedeki hakimiyet unsurlarından sayılabilir. Bu döneme ait mimari kalıntılar ise çok fazla değildir. Ancak çevrede görülen izlerden burada büyük bir Dor düzeninde tapınak bulunduğunu anlamaktayız. Özellikle Ayasofya'nın güneydoğu cephesinde yer alan dor tapınak parçası ile sütun gövdeleri, sütun başları dikkat çekicidir. Kale eteklerinde yer alan ve esasi geç Roma- erken Bizans devrine ait askerlerin yıkanması için inşa edilmiş bir hamam yer almaktadır. Sarapdar (Serbetdar) Camiinin hemen karşısında bahçe içinde yer alan bir sarnıçta hiç şüphesiz bir Roma devri eseri olarak görülmelidir. Ayrıca kalede yapılan kaçak bir kazı sonucu Roma devrine ait üç blok tas bulunmuştur. Kale kapısının kuzey-batı yönünde ayni döneme ait bir ifriz parçası, Hamam sokakta koripth sütun baslığı, Mektep sokakta Lotus ve palmetli mimari eleman, Agil sokakta jon veya korinth düzenine ait bir sütun kaidesi vs. önemli eserler olarak görülmektedir. Ayrıca bir kulübe yapımı sırasında Çömlektepe sokakta bulunan üç oturma koltuğunda yola çıkılarak yapılan kazılar sonucu Roma devrine ait bir tiyatro ortaya çıkarılmıştır. Tiyatrodan çıkarılan mermer ve bronz heykeller Kırklareli müzesindedir. Bunların dışında basta Hadrian olmak üzere bölgede çok sayıda imparator sikkesi bulunmuştur.

Vize Roma devrinin hemen ardından Hristiyanlığın başlamasıyla birlikte piskoposluk merkezi haline getirilmiştir. Bu piskoposluk merkezi önceleri Avrupa Metropollüğüne bağlanmıştır; Vize'nin öncelikle Bizans devrinde çok şanssız olduğu ve dış tehditler altında kaldığını biliyoruz. Özellikle Balkanlar üzerinden gelen Hunlar Bulgarlar, Slavlar ve ardından arka arkaya sıralanan Haçlılar döneminde sık sık saldırıya uğramıştır. Bu saldırılar her ne kadar VI. yüzyılda inşa ettirilen şehir surları ile kesilmeye çalışılsa da Justinianus'un tamirleri de boşa gidince Vize'yi geçen düşmanlar kendilerini İstanbul'da bulmaktaydılar. Dolayısıyla Vize ve çevresi IX. yüzyılda büyük destekler görmüştür. IX. yüzyıldaki Bizans komutanlarından Thomas'ın 821'de bağımsız olarak hareketlenmesi sonucu bir ara Bizanslılarla Bulgarlar birleşmiş ve Thomas'ın üzerine yürümüşlerdir. Thomas yenilince kendisi Edirne'ye gitmiş ve oğlunu Vize'ye göndermiştir. Anlaşılıyor ki Vize her dönemde adini duyuran çok önemli bir kent durumundadır. 867'li yıllarda ise Vize önemli askeri bir komutanlıktı ve basında Drungarius Nicephorus yer almaktaydı. Oldukça hareketli bir Bizans dönemi geçiren Vize, bu süre içinde birkaç kez elden çıkmasına rağmen, yine de Bizanslıların elinde kalmıştır. Özellikle Bizanslıların yasadığı sürece bir bati kalesi seklinde vazife görmüştür.

Vize Bizans'ın elinde kaldığı süre içinde çok önemli anıtlar meydana getirmiştir. Özellikle Roma döneminde yapımına başlanan su yolları bu dönemde korunmuş ve geliştirilmiştir. Özellikle Vize çevresinde doğup gelişen ve İstanbul'a kadar giden su yolları Istranca Dağları eteklerinde tuğla kemer ve kanallarla güzergah izlemektedir. Ayrıca asmakaya yolunda (Bizans Mağara Kiliseleri) yepeleri çepeçevre saran doğal kayalara oyulmuş su kanalları bu önemi açıkça belli etmektedir. Vize'den İstanbul 'a giden su yolları, kanallar, kanalların kesildiği zaman ise kemerler ile devam etmektedir. Bitişik köylerde görülen küp seklinde toprak altında yer alan sarnıçlar Bizans devrinin ilginç su mimarisi örnekleridir. Vize içinde ise yer altında zaman zaman inşaatlar sırasında görülen su kanalları ve sarnıçlar bu kültürün uzantılarıdır. Ayrıca Vize Kalesi Bizans devrinde takviye edilmiş ve yer yer onarılmıştır. Kalenin hemen altında kalan ve su kulesi olması muhtemel olan mimari ise asli Roma olmasına karsın asil önemini Bizans devrinde kazanmıştır.

YER 1  2  Değerler  Mahara  Sahil Mevsim
Köyler Beldeler
ÇAKILLI

1969 Yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur. Beldenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 2.801'dir. Beldenin ilçe merkezine uzaklığı 12 km. il merkezine uzaklığı ise 68 km.'dir. Çakıllı'da halkın geçim kaynağı büyük çoğunlukla tarım ve hayvancılıktır. Daha sonra ise Çerkezköy'e yakınlığı münasebetiyle bu bölgede kurulu bulunan birçok fabrikada çalışan işçiler geçimini temin etmektedirler. Ayrıca yöre 54.000 ton rezervli manganez yataklarına sahip olup bugüne değin bu alanda herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

KIYIKÖY
1987 Yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur.Beldenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 2.443'tür.Beldenin ilçe merkezine uzaklığı 36 km. il merkezine uzaklığı ise 92 km.'dir. Kıyıköy halkının geçim kaynağı ekseriyet balıkçılık ve ormandır. Turistik bir yöre olması nedeniyle yaz aylarında bu yöndeki gelirler de artar. Zengin bir doğa güzelliğine sahip olan belde aynı zaman çok eski bir tarihi dokuya da sahiptir. Denizi, akarsuları, kalesi ve Ayanikola Manastırı ile tam bir turizm cennetidir.

SERGEN

1988 Yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur.Beldenin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 1.957'dir.Beldenin ilçe merkezine uzaklığı 22 km. il merkezine uzaklığı ise 62 km.'dir. Halkın en büyük geçim kaynağı orman ve orman ürünleridir.Tarım ve hayvancılık ise çok az yer tutmaktadır.

AKINCILAR KÖYÜ

1800'lü yıllarda Kafkaslardan gelen bir grubun 17 hanelik yerleşimi ile kurulan köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 512 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 18 km. il merkezine uzaklığı ise 61 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır.Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım ve hayvancılıktır.

AKPINAR KÖYÜ
Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 543 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 8 km. il merkezine uzaklığı ise 64 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım, hayvancılık ve ormandır.
AKSİCİM KÖYÜ

Gerek mağaralar gerekse natürel doku açısından zengin ve eski bir Rum yerleşimi olan Aksicim köyü 1913 yılında Bosna'dan gelen vatandaşlarımız tarafından kurulmuştur.Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 497 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 27 km., il merkezine uzaklığı ise 83 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup ilköğretim okulu mevcuttur..Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir. Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.

BALKAYA KÖYÜ
Baklaya Köyü gerek natürel doku gerekse tarihi değerler açısından zengin bir potansiyele sahip olmasına karşın bu yönde köy turizmini geliştirecek tek bir adım vardır ki o da köyde bir otelin bulunmasıdır.Yürüyüş ve piknik alanları ve balık çiftliklerinin çokluğu, muhteşem bir görüntü içinde olan Trakya'nın 3. büyük mağarası Yenesu Mağarası (uzunluğu 1.620 metre) köy sınırları içerisinde bulunmasına karşın turizme açılması adına bugüne değin hiçbir çalışmanın yapılmaması, yine köy sınırları içerisinde bulunan 3-4 tane mağara manastırın maalesef hayvan ağılı olarak kullanılması köyün kültürel ve turizm değerleri adına üzüntü vericidir. Tarihçi Herodot'a göre Vize "Vizya" ismini alırken Balkaya "Apırtos" ismini almış. Halen köyün çevresinde tarihi önemini koruyan mağaralar vardır. 5 - 10 m² alanlı içten birbirine geçen , taştan oyulmuş kemer kapılı mağaranın en yüksek yerlerinde kabartma haç işareti ve çeşitli şekiller vardır. Son kazılarda büyük mağaranın ortasında, taştan oyulmuş sandık biçiminde bir mezar çıkmıştır. Bu mezar Roma'lılardan kalmadır. Eski köy konağının yerinde daha önceleri kilise olduğu anlatılmaktadır. Köyün bazı kesimlerinde zaman zaman insan kemiklerine rastlanmaktadır. Kurtuluş Savaşı dönemine kadar köyün yerli halkı Rum'lar iken, I.Dünya Savaşı'nda Osmanlı'lar Avrupa'da önemli topraklarını kaybedince 1913-1921 yılları arasında Yugoslavya'nın Bosna eyaletinden göç eden Müslüman boşnaklar Rum'lardan boşalan evlere yerleşmiş ve kalan arazilerini işlemişlerdir. Köy, Balkaya ismini Kazandere çayı boyundaki 40 metre yüksekliğinde 150 metre uzunluğundaki ballı kayadan almıştır. Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 452 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 20 km. il merkezine uzaklığı ise 76 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir. Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.
ÇAVUŞKÖY
Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 316 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 5 km. il merkezine uzaklığı ise 51 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım, hayvancılık ve ormandır.
ÇÖVENLİ KÖYÜ
Yaklaşık yüz yıl önce kurulan Türk köyüdür.Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 554 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 12 km. il merkezine uzaklığı ise 68 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım, hayvancılıktır.
DEVELİ KÖYÜ
1893 Yılında kurulan köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 154 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 3 km. il merkezine uzaklığı ise 53 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım, hayvancılık ve ormandır.
DOĞANCA KÖYÜ
1907 Yılında kurulan köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 612 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 15 km. il merkezine uzaklığı ise 61 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım, hayvancılık ve ormandır.
DÜZOVA KÖYÜ
Eski adı Mengeret olan ve Rumların yaşadığı Düzova, mübadele sonrası yaşanan göçlerle kurulmuştur. Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 689 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 9 km. il merkezine uzaklığı ise 65 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım ve hayvancılıktır.
EVERENCİK KÖYÜ
Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 1205 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 14 km. il merkezine uzaklığı ise 54 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, hayvancılık ve ormandır.
EVRENLİ KÖYÜ
Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 1.556 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 9 km. il merkezine uzaklığı ise 65 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmakta olup ilköğretim okulu da mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise tarım, hayvancılık ve ormandır.
HAMİDİYE KÖYÜ

1890 Yılında kurulan köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 197 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 26 km. il merkezine uzaklığı ise 84 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.

HASBOĞA KÖYÜ

Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 940 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 6 km. il merkezine uzaklığı ise 62 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmakta olup, ilköğretim okulu da mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir. Köyün geçim kaynağı ise tarım ve hayvancılıktır.

KIŞLACIK KÖYÜ

Tarihi Traklar'a kadar dayanan köyün en eski sahibi Rumlar iken 1922, 1924, 1935 yıllarındaki göçler ile nüfusu tamamen Türk olmuştur. Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 1.063 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 31 km. il merkezine uzaklığı ise 87 km.'dir. Köyde sağlık Ocağı bulunmakta olup, ilköğretim okulu da mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi ve kanalizasyon sistemi mevcuttur.İlçe genelinde kanalizasyonu olan iki köyden biridir. Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.

KIZILAĞAÇ KÖYÜ

Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 1205 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 23 km. il merkezine uzaklığı ise 79 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup, ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.

KÖMÜRKÖY

Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 880 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 14 km. il merkezine uzaklığı ise 70 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup, ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.

KÜÇÜKYAYLA KÖYÜ

Daha önce Rum Köyü olan Küçükyayla, Lozan Anlaşması, nüfus mübadelesine göre gelen göçler ile kurulmuştur. Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 586 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 14 km. il merkezine uzaklığı ise 70 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup, ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi ve kanalizasyon sistemi mevcuttur. Köyün geçim kaynağı ise, ormandır.

MÜSELLİM KÖYÜ

Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 539 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 13 km. il merkezine uzaklığı ise 69 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup, ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, tarım ve hayvancılıktır.

OKÇULAR KÖYÜ

Köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 521 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 6 km. il merkezine uzaklığı ise 62 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, tarım, hayvancılık ve ormandır.

PAZARLI KÖYÜ

1893, 1935 ve 1951 Yılında ki göçlerle kurulan köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 264 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 6 km. il merkezine uzaklığı ise 50 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, tarım, hayvancılık ve ormandır.Ayrıca su kaynakları bol olan köyde çok sayıda Bizans dönemi su yollar bulunmaktadır.

SOFULAR KÖYÜ

61 Hanesi bulunan köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 168 olup, köyün ilçe merkezine uzaklığı 11 km., il merkezine uzaklığı ise 57 km.'dir. Köyde sağlık evi ve ilköğretim okulu bulunmamakta olup, taşımalı eğitim yapılmaktadır. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, taşımacılık, tarım ve ormandır.

SOĞUCAK KÖYÜ

Daha önce Rum Köyü olan Soğucak, Lozan Anlaşması, nüfus mübadelesine göre gelen göçler ile kurulmuştur. Köyde 310 hane olup, köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 751'dir. Köyün ilçe merkezine uzaklığı 14 km., il merkezine uzaklığı ise 45 km.'dir. Köy tarihi doku açısından zengin bir yapıya sahiptir. Özellikle Prof.Dr.Engin BEKSAÇ tarafından Gemikaya mevkiinde bulunan tarihi doku Trak dönemine kadar uzanmaktadır.Maalesef bu bölgenin defineciler tarafından tahrip edilmesi ise üzüntü vericidir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup, ilköğretim okulu mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, tarım hayvancılık ve ormandır

TOPÇUKÖY

Daha önce Rum Köyü olan Topçuköy, Lozan Anlaşması, nüfus mübadelesine göre Yunanistan'dan gelen göçler ile kurulmuştur.Köyde 230 hane olup, köyün nüfusu 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 703'tür.Köyün ilçe merkezine uzaklığı 11 km., il merkezine uzaklığı ise 67 km.'dir. Köyde sağlık evi bulunmamakta olup, ilköğretim okulu ise mevcuttur. Alt yapı olarak köyde su şebekesi olmakla beraber, yaz aylarında yer yer yetersiz kalmaktadır.Kanalizasyon sistemi mevcut değildir.Köyün geçim kaynağı ise, tarım ve hayvancılıktır.

 
 
-

Evliya Çelebi'ye Göre Vize

Evliya çelebi 1655-1661 yılları arasında Vize'yi iki kez ziyaret etti. Ziyaretin biri Sadrazam Melek Ahmet Paşa ile Kaynarca'da iken Sadrazamın mektuplarını Vize Sancak Beyine vermek için geldiğinde oldu.Evliya Çelebinin Seyahatnemesinde Vize'yi şöyle anlatır.

"Kalesi yer yer harap olmuş beşgen şeklinde bir kaya üzerindedir. Kale içinde 300 kiremitli toplam 800 ev, birde fatih camii vardır. Kubbeleri kurşunla kaplıdır. Özü elayetine mahsus Sancak Beyi Merkezidir. Sancak Beyinin Padişah tarafından geliri 224.475.- akçedir. Bu Sancakta Yürüklerin de Beyi vardır. O da (Vize'ye ) hakim bir başka kişidir. Onun geliri 178.000.- akçedir. 3 Zeamet (geliri 20.000.- akçeden 100.000,- akçeye kadar olan topraklar) 79 timardır. (Timar geliri 3.000.- akçeden 20.000.- akçeye kadar olan dirliklerdir.) Çeribaşısı, Alaybeyisi vardır. Sefer sırasında 1.500 asker olur. (Vize Rumeli Beyler Beyine bağlı olduğu zaman 20 Zeamet, 79 Timara ulaşmıştı ve ayrıca 170 Yürük ailesi vardı. Vize 150 akçe payesi önde gelen adamı 150 köyü ile Şerif (Mübarek) bir kazadır. Sancak Beyinin geliri 1.000.-Kuruştur. 1 Kuruş fazla alsa köylü çarığını giyip İstanbul'a şikayete gider. Şehirde Kethüda (Kahya) yeri Yeniçeri Serdarı (Kumandanı) Kale Dizdarı (Muhafızı) 50 askeri Muhtesibi (Vergi Memuru) Şehir Voyvodosu (Amir) Şehir Kethüdası (Kahyası) Bac (Vergi ve Haraç Memuru) vardır. Köylüsü Yürük Müslümanları ile Bulgar ve Rumlardır. Evleri kiremitli yüksek evlerdir. Kayalardan çıkan sular meşhurdur. 12 Mahallesi vardır. Pırasası meşhurdur. Şeyh Gazanfer Efendi adıyla da bir de Ziyaretgahı vardır.

Evliya Çelebi o sıra Saray'ın Vize Sancak Beyinin yeri olduğunu belirterek Voyvodası Hakimdir. 150 Akçelik kazadır. Bağları çok ise de halkında bereket yoktur. Onun için fukarası çoktur. Hatta Melek Ahmet Paşa efendimizi 1 gece 6.000 askeri ile misafir edemediler diye yazar.Molla Salih 1528'te Kanuni Sultan Süleyman'nın konakladığını yazar.

 

Vize Ninni

 

VİZE SULTANİYE MEDRESESİ

Atai'den öğrenildiği kadarı ile Vize'de bir Medrese bulunması gerekmektedir. 1552/53 tarihli Medrese hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. 30 Payeli yapının 1604/05 Tarihinde Vize Müftüsü olan Şemsettin Efendi döneminde de ayakta olduğunu bilinmektedir.Ancak yapının tam olarak nerede olduğu hakkında bir bilgi bulunmamakta olup günümüze kadar ulaşan bir ize de rastlanılmamıştır. Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL ve Doç. Dr. Engin BEKSAÇ'a göre ise bu yapının Şerbetdar Hasan Bey Camii yakınlarında olduğu tahmin edilmektedir.

Bir diğer kaynağımız TÜRKİYE SANAL EĞİTİM BİLİMLERİ KÜTÜPHANESİ'nden aldığımız bilgiye göre ise Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İstanbul ve Rumeli'de toplam 292 medrese bulunmaktaydı.Bunlardan biri de Vize Sultaniye Medresesi idi. 30 dereceli olan ve bu dereceye paralel olarak Miftah medreseleri sınıfına giren Vize Sultaniye Medresesi Hâşiye-i Tecrid medreselerinin üstünde, müderrislerinin 30-35 akçe aldıkları ve okutulan ana kitabın "Şerh-i Miftah" olması nedeniyle bu ismi almış medreselerdi. Ayrıca burada da Hâşiye-i Tecrid, Tenkih ve Tavzih, Mesâbih gibi kitaplar okutuluyordu. O tarihlerdeki bir durumu bildiren Rumeli Kazaskerliğine bağlı medreselerin Rûznamesi (medreselerin, müderrislerin ve kadıların yerleri, dereceleri, atama ve azil kararnameleri v.s.) o zamanki medreseler sınıflamasını bu şekilde vermektedir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1550'de başlayan medreseli isyanlarına karşı, devlet politikası yalnız ceza vermek ve cezayı şidetlendirmek mevkinde kalmıştır. Ancak bu politika II. Selim zamanında da devam ettiğinden, 30-40 kişilik öğrenci isyan grupları daha da örgütlenmiş; 100'lü, 200'lü gruplar ve bölge isyanları ortaya çıkmıştır. Medrese öğrencilerinin isyan hareketlerine bir takım zengin ve nüfüzlu kimseler, hükümet adamları ve hattâ müderrisler yataklık ve önderlik ediyordu. Bu arada ordu ve donanmanın Kıbrıs, Tunus gibi uzak yerlere sefere gönderilerek Anadolu'dan uzaklaştırılması, halkın ve devlet adamlarının sahipsiz kalmalarına, "Suhte" adlı medrese öğrencilerinin isyan gruplarının daha da büyümesine, soygun ve ahlâksızlıklarının daha da âdileşmesine yol açmıştır.

Yine o dönemde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Vize Kadısına yazılan Ferman...

 
VİZE KALESİ
Yapılan araştırmalar sonunda Vize'de Roma dönemine ait bir sur onarım kitabesi bulunmuştur. Burada "Aulus Pores oğlu Firmus ile Kenthes oğlu Rytes oğlu Aulus Kenthes ve Hyakinthus oğlu Rabdus idaresi altında kale burçları inşa edilmiştir." diye bir yazı bulunmaktadır ve M.S. II. yüzyıla aittir. Şehrin kuzey batısında kuşatmaktadır. İlk inşasının M.Ö. 72-76 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Daha sonra Bizans döneminde Jüstinyen (527-565 yıllarında) tarafından tekrar ihya edilmiştir.Muntazam kesme iri taşların üst üste yerleştirilmesi ve aralarına sağlam bir harçla bağlanması suretiyle yapılmıştır.Temeldeki iri kitleler 50*80 ile 100*150 cm. arasındadır. Şehrin kuzeyindeki sur bedenlerinde muntazam kesilmiş mavimtrak taşlar da kullanılmıştır. Bu yapının Geç Bizans döneminde (Paleoglar Devri) yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır.Kale iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir.Yüksek burç ile güneybatısında dere kenarında bulunan burcun yapımına XII.yüzyıl sonu Commenler devrinde başlanmış, Paleoglar devrinde tamamlanmıştır. Halen eski Vize şehri surlarının batı ve güney kısmı ayaktadır.Güney surları 3-4 metre yüksekliğine kadar korunabilmiş büyük taş bloklarla yapılmıştır.Yapı şekilleri birbirinin aynı olup kapı uzunluğu dört metredir.
Vize Kalesi   1   2   3   4  5
Bugün Asmakayalardan gelen derenin kenarında alt kule, iki kaplama duvarı arasına yerleştirilmiş bir moloz işçilikle inşa edilmiştir. Alt kısmı tonozlu bir mahzene sahiptir ve bugün tamamen bodur ağaçlar ile kaplıdır. Hemen üzerinde yer alan ahşap kiriş noktaları bunun çok katlı olduğunu açıkça belli eder. Yaklaşık 10x15m. ölçülerindeki kulenin ortasında bir de kuyu ağzı yer almaktadır. Kulenin surlara bakan cephesinde dikdörtgen bir giriş dikkat çekmektedir. Ayrıca dereye bakan cephede mazgallar görünmesine karşın tepeden gelen suyun aktığı tarafta mazgal gözükmemektedir. Kalenin en alt noktasında yer alan yuvarlak kulenin büyük ihtimalle bu su kulesi ile irtibatı vardır. Her halde onun korunması için yapılmış olması gerekir. Büyük ihtimalle herhangi bir saldırı sırasında şehrin suyunun kesilmesine karşın bu su kulesi büyük bir hizmet vermekteydi. Ayrıca bu su kulesinin Kale ile arasında dikdörtgen bir alt yol olması geleneği vardır ve son araştırmalarda bu kanal da ortaya çıkarılmıştır. İleride eğer bir arkeolojik bir kazı yapılırsa büyük bir ihtimalle bu kanal da bulunacaktır. Bu kule, dereden akan suyu bir kanal ile kuyuya indirmekte ve sarnıcında saklamakta, belirli bir yüksekliğe ulaştığında da kaleye aktarmaktaydı.
VİZE - İSTANBUL SU YOLU
Newcastle Üniversitesi'nden, James Crow, Jonathan Bardill ve Richard Bayliss'in 1994-2003 yılları arasında sürdürdükleri araştırmalar sonunda, Vizeİstanbul su yolunun günümüze değin kalan kısımları ortaya çıkarılmıştır.
Geç Roma döneminde İstanbul'a su getiren bu isale hattının yapımına Constantinus (324-337) tarafından başlanmış olması ihtimali çok büyüktür. Constantinus, imparator olunca kenti imara başlamış ve Istrancalar'dan çok uzun bir isale galerisi ile kente su getirmeyi planlamıştı. 242 km. uzunluğundaki bu isale hattının tamamının Constantinus'un kısa süren imparatorluk döneminde yapılmış olması mümkün değildir. Constantinus tarafından başlatılan hat, oğlu Constantius (337-361) veya daha sonraki Roma imparatorları tarafından tamamlanmış olabilir. Bu isale galerisinin izine, en son Vize'nin 6 km. batısındaki Fındıklı Dere'nin içersindeki (Pazarlı) su alma yerinde rastlanmıştır. İsale hattı Vize, Saray, Istranca, Aydınlar, Gümüşpınar, Çiftlikköy, Kalfaköy, Dağyenice üzerinden Terkos Gölü'nün güneyinden geçerek Tayakadın'a ulaşır. Sonra Alibeyköyü Deresi'nin sağ kıyısından devam ederek Cebeciköy ve Küçükköy'ü geçip Edirnekapı'nın 200 m. kadar güneyinden kente girer. Vize yakınlarında toplanan bu sular, tek bir yerden alınmayıp ağaç dallarına benzer bir şekilde çeşitli kaynaklardan akmaktaydı.İsale hattının üzerinde halen yarı yıkık veya yalnız temelleri kalmış 40 kadar su kemeri vardır. Yaklaşık 1000 yıl devamlı olarak kullanılan su ikmal sistemi muhtemelen depremlerin yarattığı hasarlar yüzünden XII. yüzyılda terk edilmişti. İstanbul'un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet bu Roma yapıtlarının tamir edilmesiyle beraber yenilerinin de inşa edilmesini emretmiştir. Diğer yandan ise Osmanlı dış dünyadan daha az tehdit altında kaldığı için surlar içindeki sarnıçlar önemini yitirmiş ve zamanla tarihin için yok olmaya yüz tutmuştur.
Su Yolu 1  2  3  4   6  7  8  9
KÜÇÜK AYASOFYA KİLİSESİ (GAZİSÜLEYMAN PAŞA CAMİİ)
Mimar Sinan Mahallesi iç ve dış surlar arasında bulunan yapı VI. Yüzyılda Jüstinyen döneminde Dionysos mabedinin temelleri üzerine bazilika planında yapılmıştır. Ahşap çatı, taş ve tuğladan inşa edilmiş olan kilisenin üç apsisi vardır. İçerisinde üçer sütunlu, iki sütun dizisi sonraki yıllarda payelere dönüştürülmüştür. Ahşap çatı bir süre sonra yıkılmış, XII. - XIII. yüzyıllarda yerine yüksek kasnaklı bir kubbe oturtulmuştur. Kubbenin dışında kalan yerlerde tonoz örtü sistemi kullanılmış ve böylece Bizans Mimarlığında görülmeyen değişik bir plan düzeni ortaya çıkmıştır.
Üst galeriye çıkışı sağlayan ahşap merdivenler günümüze kadar gelememiştir. Yapının Bizans döneminde fresklerle bezeli olduğu, günümüze kadar gelen izlerden anlaşılmaktadır. Güney nefte ki Deesis kompozisyonu oldukça harap olmuş Naos'un güneybatısında ne olduğu anlaşılmayan başka bir fresk izi ile karşılaşılmıştır. Bunun yanı sıra Ermeni bir asilzadenin kızı olan ve Nicephoros Drunganion isimli Vize askeri birliğinin komutanı ile evlenen Vize'li Maria'nın fresk izine rastlanmıştır.Yapı Osmanlı hakimiyeti sırasında Gazi Süleyman Paşa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Yakın geçmişe kadar kullanılan yapı 1997 yılında Kırklareli Müzesi ile Trakya Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü öğrencileri tarafından temizlenmiş ve bakımı yapılmıştır
Ayasofya'nın Türk dönemi ise özellikle süsleme açısından son derece hareketlidir. Yaklaşık beş ayrı kalem işi ile iki ayrı zamanda yapılmış suluboya süslemeleri ile karşılaşılır. Prof. Dr. Engin BEKSAÇ ve Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL'un araştırmalarına göre Türk döneminde Büyük Camii veya Süleyman Paşa Camii adıyla bilinen yapının, büyük bir olasılıkla adını Boğdan seferi sırasında duyuran Hadım Süleyman Paşa tarafından camiye dönüştürülmüş olabileceği söylenmektedir. Diğer adı geçen Mihaloğullarından Süleyman Bey ile I. Murat'ın kardeşi Süleyman Bey olmaları biraz zayıf görülen ihtimaller arasında olduğu ancak Vize'nin Osmanlı tarafından ilk fethi sırasında Süleyman Paşa adıyla camiye çevrilen yapının, daha sonraki yıllarda şehri kuşatan kişilerin adının da Süleyman olması nedeniyle yapının adının, Süleyman olarak devam etmesini sağlamış olabildiği söylenmektedir. 2004 yılı Kasım ayında türbe-mezarlıkta yaptığımız araştırmada, Osmanlı'da askeri rütbeleri simgeleyen kavuk simgeli kırık bir mezar taşında "Merhum ve manfur Yedek Süleyman Paşa Acem Feran İbni Süleyman ruhu için Allah rızası için Fatiha" yazmaktadır. Süleyman Paşa olarak geçen, İran uyruklu Süleyman oğlu Süleyman Paşa yedek ünvanından da anlaşılacağı üzere dönemin Vize'deki en büyük askeri yetkili kişisi olan Ayasofya Kilisesini camiye dönüştüren Gazi Süleyman Paşa olması üzerinde durulmuş ve konu ile ilgili olarak Müze Müdürlüğü'ne ve Prof.Dr.Hüseyin SALMAN, Prof. Dr. Engin BEKSAÇ'a bilgi verilmiştir.
2004 yılı Kasım ayında Ayasofya Kilisesi içinde bulunan Osmanlıca yazılı mezar taşlarını okunması amacıyla yaptığımız çalışma sonrasında ise 5 adet bulguya rastladık. Bunlar:
1. Küçük bir mezar taşı : "El merhume fetihzade sahip sultan hanı zevcine fatiha H. 1183"
2. Küçük bir mezar taşı : "Merhumenin ruhu için fatiha H. 1252"
3. Küçük bir mezar taşı : "H.1228"
4. Küçük bir mezar taşı : "Fatma Hatunun ruhu için fatiha H.1052"
5. Büyük ve kırık iki parçası bulunan üçüncü parçası olamayan bir kitabe veya mezar taşı:"Mübarek ismi ekber izzeti hem resulun fahri alem şahikevneyn hürmeti ile kabrimin ravzeyi cenntül ola il alemin gece gündüz ulema hizmeti Muhammed Keraklı Ağanın zevcesi / Süleyman / ruhuna H. 1190 / : taştaki kırık ve okunamayan kısımlar

AYASOFYA VE AZİZE MARIA


Yıllarca Vize'de çalışmalar yapan değerli hocalarımız Prof. Dr. Engin BEKSAÇ ve Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL'un araştırmalarına göre; Maria aslında Ermeni bir asilzadenin kızıdır. Genellikle Azize Maria diye anılır. Kendisi I.Basileios'un İmparatorluğu sırasında (867-886) İstanbul'a göç etmiş ve aynı İmparator zamanında küçük bir thema olan ve Drungarios diye adlandırılan ve Vize askeri komutanı olan Nicephoros ile evlenmiştir. Nicephoros, Bulgar Çarı Symeon'a karşı 894-896'da yapılan harekat sırasında Vize birlik komutanı olmuş, bir subaydı. İşte buradaki Drungariosluğu sırasında kendisi savaşta iken kesin olmamakla birlikte karısının, hizmetçisi ile kendisini aldattığını öğrenmişti. Ancak başka hipotezler içinde de bu aldatmaların fazla olduğudur. Fakat bunun yanında kendisinin aynı zamanda çok dindar bir kadın olduğu da kabul edilmektedir. Oldukça karışık ve ne yazık ki bugünkü şartlarda hangisinin doğru olduğunu anlamak pek mümkün görülmemektedir.Ancak uşağı ile kendisini aldattığını öğrenen Nicephoros Maria'yı hergün sürekli olarak dövmeye başlar. Sonunda kocasının dayaklarına dayanamayan Maria, 902/3 yılında kanamadan ölür. Harvard Üniversitesinden Alice-Mary TALBOT'un yayınlamış "Holy Women of Byzantium Ten Saints' Lives in English Translation" adlı araştırma dosyasında ise bu olayın Nicephorosun kardeşinin Marianın kendisini aldattığını Nicephoros'a söylemesi neticesinde Nicephoros'un sürekli Maria'yı dövdüğü ve bu olaylardan birinde Maria'nın Nicephoros'tan kaçarken başını bir taşa vurması sonucunda kanamadan öldüğü yönündedir.Nicephoros ile evli kaldığı sürede doğan iki oğlundan Baanes askerliği tercih etmiştir. İkinci oğlu Stephan ise Anadolu'da keşiş olarak yaşamaya başlamış Symeon adını almıştır. Maria ise öldükten sonra vizede Psikoposluk Kilisesine gömülmüştür. Ancak ölümünden dört ay sonra mezarı ziyaretçi akımına uğramaya başlamıştır. İnsanlar şifa bulmak için mezarına gelmeye başlamışlardı. Dört ay sonra mezarına gelenler cesedin hiç bozulmadığını ve halen yaralarından kan geldiğini belirtmişlerdir. Harvard Üniversitesinden Alice-Mary TALBOT'un yayınlamış "Holy Women of Byzantium Ten Saints' Lives in English Translation" adlı araştırma dosyasında belirtilen mucizelerden birininde mezardan ışıklar geldiği yönündedir. İşte bu mucizevi olayın hemen ardından Nicephoros rüyasında Maria'yı görmüştür. Ona küçük bir kilise yaptırmasını ve roliklerini oraya taşıtmasını söylemiştir. Kocası da böylece onun azizelik mertebesine ulaştığını kabul ederek ona bir şapel yaptırmıştır. Bir grup insanla cesedi taşınırken cesedin hala bozulmadığı tespit edilmiştir. Ancak cesedin taşınırken şapelin din adamları ile Nicephoros arasında uzun tartışmalar çıkmıştır.Akın akın gelen insanların bıraktıkları gelirlerin kaybolması açıkça din adamlarının hiç işine gelmemişti. İşte yeni yapılan kliside de mucizeler birbirini takip etmeye devam etmiştir. Ayrıca buraya bir de Maria'nın freski yapılmıştır. Sonunda Nicephoros'da 923 yılında ölünce aynı kiliseye gömülmüştür.Bu yıllar Vize'nin Çar Simeon tarafından kuşatma içinde olduğu yıllardır.
Her tarafı yakıp yıkan Simeon bu kiliseye hiç dokunmamıştır. Nicephoros'un mezarı mermer bir lahitte, klisenin sol tarafında idi. 927'de Simeon'un ölümünden sonra Vize tekrar Bizanslıların eline geçince Maria'nın iki oğlu Vize'ye döndüler ve ebeveyinlerinin vücutlarını başka yere nakletmeye karar verdiler, sonunda babalarının mezarını kilise dışına çıkardılar. Maria'nın vücudu 25 sene sonra bile, hiç bozulmamıştı. Babalarından boşalan lahite ise annelerini koymuşlardı. Ardından Kilisede manastırın merkezi haline gelmiştir. Vize'de olan ve ardından bütün Bizans'ta meşhur bir azize haline gelen Maria'nın bu yapıları hangileri idi? Sorusu uzun süre bilim adamlarını meşgul etmiştir. Trakya'nın 1920-22 yılları arasında Yunan işgali sırasında eski eserler müfettişi olan Lampousiades Vize Ayasofya Kilisesinde Grekçe bir yazı okumuş ancak bu yazı bir daha görülmemiştir. Aynı yerde 1960'ta burada araştırma yapan C.Mango'da bu yazıyı görememiştir.Lampousiades'ten olduğu gibi aktarma yapmıştır. S.Eyice'nin 1969 yılında yapmış olduğu çalışmada da bu yazıya rastlanılmamıştır.Ancak elimizdeki kayıtlardan bu yazının kilisenin sol kuzey tarafında olduğunu ve Maria'nın mezarının da burada olduğunubiliyoruz.1995 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kontrolünde yaptığımız temizlik çalışmalarında sıra nartex kısmına gelince burada yaklaşık 1 metre civarında bir toprak topluluğu ile karşılaştık bu dolguyu taşımaya başladığımızda nemden duvardaki badananın da parça parça düştüğünü hemen alttan ise oldukça sağlam bir fresko çıktığını tespit ettik.Temizlikten sonra şefaat dileyen bir figür ile karşılaştık bu figürün altında ise ilk satırı tamamen bozulmuş diğer satırlarından bazıları nemden kurtulmuş bir kitabeye rastladık. Bu Lampousiades'un bahsettiği kitabe idi. Maria'nın adı ile birlikte anılan Marta ismine anlam vermek oldukça zordur. Bu kitabe bir dua olmasına karşın pek fazla tanınmıyordu. Beşinci sıradaki bu isimlerden Marta belki freskoyu yaptıran olabilir. Nicephoros'un lahdi dışarıda camiye giden yol üzerindeki temizlik sırasında parçalar halinde ele geçmiştir.Ayasofya'nın hemen yakınındaki bir yer altı mezar odası ile açılan bir yol sayesinde ortadan kalkan ancak apsis günümüze sağlam halde ulaşan kilise bu konumda dikkat çekmektedir. C. Mango'nun Piskoposluk Kilisesi olarak kabul ettiği ancak, Maria'nın Kilisesinin bu olmadığı yolundaki görüşü mantıklı gözükmektedir. Ancak açık bir yorumlama bulunmamaktadır. Ayrıca Ayasofya'nın da bir tek başlık altında bakmakta büyük bir hata ortaya konulabilir. Çünkü Ayasofya'da hemen hemen 10 dönem gözükmektedir. Bunlardan ilki hiç şüphesiz bugün temelleri gözüken Piskoposluk Bazilikasıdır ki, bunun güney pastophorium hücresi batıdan kesilerek mezar şapeli haline getirilmiştir. İkinci büyük evre ise bugün görülen alt plandaki bazilikadır. Bu Piskoposluk Bazilikasıdır. Maria'ya yapılan özel şapel ise Stranonlu Kilise olabilir. Ardından Maria'yı büyük ihtimalle X. Yüzyılda tekrar yapılan Ayasofya'ya gömmüşlerdir. XIII. Yüzyılda Yunan Haçı üst yapısı eklenmiştir.Sonuçta Maria önce Ayasofya'ya sonra Stranonlu Kilise'ye ardından tekrar Ayasofya'ya gömülmüştür. Nicephoros ise ilk Ayasofya'nın kalıntılarından güney pastophoriumun kesilerek mezar şekli haline getirilen bölümüne gömülmüş olabilir. Böylece Maria Bizans satında bir kilise, bir şapel yapılmasına ve bir manastır kompleksinin çekirdeğinin konulmasına temel teşkil etmiştir. Ayrıca Azizelik mertebesiyle Hristiyan dini içinde kendine sonsuza dek uzanan bir yer edinmiştir.
1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14 

KARAKOÇAK TEPE

Karakoçak ile ilgili kaynak bulmanın zorluğu nedeniyle bizden desteğini esirgemeyen sayın Hocamız Prof. Dr. Engin Beksaç'a danıştık. Daha önce Vize'de çalışmış olan ve sıfatlarının arasında Trakolog ünvanı da bulunan Engin Beksaç'ın bize cevaben gönderdiği maillerden birindeki Karakoçak ile ilgili bölümü aşağıda bulabilirsiniz. Karakoçak Tepe'nin önemini anlamak için yeterli olacaktır.

"Benim Vize'de en sevdiğim yer Karakocak desem yalan olmaz. Bu bölgeyi daha önce Drimtekin de ziyaret etmiş ve bahsetmişti. Ama çalışması yeterli değil. Alan çok geniş ve muhteşemdir. Benim şahsi kanım Trak Başkenti olduğu süreçte Karakocak ve çevresinin Vize'nin en etkin kesimi olduğu yönünde. Tipik Avrupa'dakiler benzeri bir Demir Çağı ve sonrası kutsal ve iskan alanı. Her özelliği ile uzaktan bakınca da bunu anlamak mümkün. Türkiye Trakya'sında bu tip başka yerler çok çok az. Önemli benzerleri de daha çok Kırklareli sınırları içinde. Mamafih bu tip bir kale kent ve kutsal alan birleşimini Edirne'nin kuzeyinde de teşhis ettim. Ama bu kadar büyük değil. Vize ve çevresi bilinenin dışında başka Trak yerleşmeleri ve kutsal alanları ile de dolu. Vize ve çevresi Demir Çağı ve Takip eden süreçte Traklar için gerçekten çok önemliydi. Bunu biliyoruz. Muhtemelen önümüzdeki süreçte diğerlerini de bulmak mümkün olacak."  Traklardan Kalma Kalıntı

GEMİKAYA (SOĞUCAK)

Hocamız Prof. Dr. Engin BEKSAC tarafından ilçemizin Soğucak köyü Gemikaya mevkiinde Karakoçok Tepe mevkiindekine benzer bir Kaya Tapınağı bulunduğu belirtilmiştir. Fotoğraf almaya gittiğimiz bölge maalesef defineciler tarafından yoğun olarak tahrip edilmektedir.   Ayin Yeri

KIYIKÖY KALESİ

Kasabasını önemli oranda kuşatan yapı Bizans dönemine ait olup VI. Yüzyılda Jüstinyen devrinde yapılmıştır. IX. ve X. Yüzyıllarda tamir gördüğü üzerindeki harçtan anlaşılmaktadır. Kale , güneyde Kazandere, kuzeyde ise Pabuçdere arasında denize doğru uzanan bir yamaçta kurulmuştur.Kalenin batı cephesi düz araziye inmektedir. Doğu cephesi ise zemine kadar tahrip edilmiştir.Yıkılmayan yerlerinden surların kesme muntazam taşlarla kaplı, içinin moloz dolgu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu bölümde duvar kalınlığı 2.20 m. yükseklik ise 2.50 m. dolayında korunmuştur. İkinci kapının yanındaki surların yüksekliği 5 m. yi bulur. İkinci burç bugün mevcut değildir. Burada ki surlar 6 m. ye kadar yükselmektedir. Güney surların güneyinde gizli kapısı olup, kaleden bu kapıya 180 basamak merdivenle inilir. Saray kapısı bugüne kadar iyi korunmuştur. Tuğla üzerine kesme blok taş kaplamadır. Üçüncü burçtan altıncı burca kadar 13 m. genişliğinde bir müdafaa hendeği vardır.Vize kapısı taş tuğla ve hatıllarla örülmüş, Kültür Bakanlığı İstanbul Rölöve Müdürlüğü tarafından 1991 yılında restore edilmiştir.   Kıyıköy Kalesi   1   2   3

ASMAKAYA MAĞARA MANASTIRI

Asmakaya mevkiinde (Jandarma Tat.K.M.K. eğitim alanı karşısı) bulunan IX.yüzyıl Bizans dönemi eserleridir. Bir takım sıralı doğal mağaralardan yararlanılarak, taş ustalarının şekillendirmesi ile meydana gelmiştir. Yonca planlı bir şapel, tek nefli büyük planlı bir kilise ile bunun yanında düzensiz yerleştirilmiş odalar, mezar şapeli ile düzgün hücrelerden oluşan bir komplekstir.Yakın çevresinde benzer özellik gösteren kaya mezarlarının varlığı da göze çarpmaktadır. Kaya mezarlar ve manastır aşırı derece de tahrip edilmiş durumdadır.

Asmakaya 1   2   3

BALKAYA KÖYÜ MAĞARA MANASTIRLARI

Genelde hayvan ağılı olarak kullanılan acımasızca tahrip edilen Balkaya köyündeki Mağara Manastırlar bunlara en güzel örneklerdendir. Mağaralar  1   2   3

MOZAİKLER

1938 yılında bugünkü Bilginler Mobilyanın (Eski Palas Otel) bulunduğu bina temelleri kazımı sırasında VI. Yüzyıl Bizans dönemine ait mozaiklerle tezyin edilmiş bir zemin parçası meydana çıkmıştır. Bu büyük taş oldukça enteresandır. Üzerinde mozaiklerin meydana getirdiği geometrik şekiller ve bu şekiller arasında kuşların bulunuşu dikkat çeker.(İç içe dikdörtgen şekilli olan mozaik dizisi arasında bir tavuz kuşu, iç içe daireler şeklinde olan mozaik dizileri arasında ise bir kekliği andıran kuş şekli bulunmaktadır.)

GÖZETLEME KULELERİ

İlçemiz köy ve beldelerinde birçok taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır. En ilgi çekeni ise Kıyıköy-Vize arasında yapılan gözetleme kuleleridir. Sayıları dört olan kulelerden bugün yalnızca 2-3 tanesinin kalıntıları günümüze yetişmiştir. Bu kuleler Prof. Dr. Hüseyin SALMAN'a göre Balkan Savaşından önce bölgedeki Rum Köylerindeki nüfusun çeşitli yıkıcı faaliyetlerde bulunması üzerine o bölgede güvenliği ve haberleşmeyi sağlamak amacıyla yapılmıştır. Kule 1 2 3

KORUNAN AĞAÇLAR

1-Platanus Orientalis (Çınar ağacı): İlçemiz Mimar Sinan Mahallesi, Hamam sokak üzerinde bulunan ağacın çapı 4.10 metre, yüksekliği 25 metre yaşı 135 olup koruma altındadır.2-Celtis Australis (Çitlenbik ağacı): İlçemiz Evren Mahallesinde bulunan anıt ağaç yakın geçmişte tescil edilmiştir.3-Celtis Australis (Çitlenbik ağacı): İlçemiz Çakıllı beldesi eski İlköğretim okulu bahçesinde bulunan ağacın çapı 4.17 metre, yüksekliği 15 metre, yaşı ise 200 olup ağaç koruma altındadır.4-Palatanus Aceritolia (Çınar ağacı ): İlçemiz Çakıllı beldesinde bulunan ağacın çapı 9.20 metre, yüksekliği 20 metre, yaşı ise 800 olup ağaç koruma altındadır. Ayrıca ağacın bulunduğu yerde birde küçük ama şirin bir park bulunmaktadır.

ANTİK TİYATRO (ODEON)

1995 Yılında Kırklareli Müzesi Başkanlığında Müze Müdürü Zülküf YILMAZ, Trakya Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi öğrencilerinin katılımı ile Vize Çömlektepe Höyüğü kazısına başlanmış, yaklaşık 3 yıl süren kazı sonunda Türkiye Trakya'sının tek antik tiyatrosu önemli oranda açığa çıkarılmıştır. M.S. II. Yüzyıla tarihlenen Geç Roma dönemi eseri yapının sahne kısmının Bizans döneminde ciddi bir tahribata uğradığı, sahnenin doğu kısmında bir Bizans yapısına rastlanılması batı kısmında ise bir fırın bakiyesinin elde edilmesi dikkat çekici olmuştur. Tiyatronun oturma kademeleri (cavea), bunların arasındaki yollar (parados), sahne binası (skene), ve orkestra bölümleri günümüze ulaşabilmiştir.Kazılar sırasında çok sayıda Roma Bizans ve Osmanlı keramikleri, cam ve metal buluntular ile ele geçirilen heykel sahne rölyefleri türlerinin en iyi örnekleri olup Kırklareli Müzesinde teşhir edilmektedir.    

ANTİK TİYATRO  1  2  3

Antik Tiyatro 2003 Yılı sonlarında Kırklareli Müze Müdürü Zülküf YILMAZ, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nden Öğretim Görevlisi Ahmet SİPAHİ ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi Öğrencileri ile Vize'den sivil bir ekibin katıldığı temizleme çalışmaları sonunda şu anki halini almıştır. ölyefler yekpare blok mermerden olup tasvirlerin tümü yüksek kabartma halindedir. Bunlardan birisinin ortasında yere yarı uzanmış genç bir erkek ile iki yanında ona hizmet eden mitolojik figürler görülmektedir. Büyük olasılıkla bu erkek figürü Dionysos olup, kompozisyon üzüm salkımları ve asma dalları ile çevrelenmiştir.Diğer rölyefte ise önde büyük bir korku içerisinde kaçmakta olan iki çıplak erkek ile onları kovlayan bir insan tasviri görülmektedir. Önde korku içerisinde kaçanların Gigant, onları kovalayanın da genç Dionysos olduğu sanılmaktadır.

ŞERBETDAR HASAN BEY CAMİİ

Mimar Sinan Mahallesi iç kale mevkiinde bulunan yapı XIV. yüzyılın sonlarında Havra olarak kullanılmakta iken Gelibolulu Mir-i Ekber Hasan Bey tarafından Camiye dönüştürülmüştür. Minaresi yakın yıkılmış olan yapının kubbesi sekiz köşe tanbur üzerine oturtulmuştur. Kare planlı olan yapının ön cephe ve güney yüzü kesme taşla, kuzey ve doğu cepheleri ise molozla yapılmıştır. Kubbe kısmında açılmalar meydana gelen yapı harap haldedir. 1  2  3

AYANİKOLA MANASTIRI

Kıyıköy beldesi Pabuçdere yolu üzerinde güney yamaçta beldeye 700 metre mesafededir. Bizans dönemi (VI.-IX. Yüzyıl) kaya manastırların en iyi örneklerindendir. Zemin katta kilise, daha aşağıda ayazma, üstte keşişlere mahsus bölümler bulunmaktadır. Kayalara oyularak yapılmış kademe halinde hücreler vardır. Kuzey tarafta merdivenle ayazmaya inilmektedir. Kilisenin doğusunda ikinci bir giriş daha bulunmaktadır. Anadolu'daki dinsel mağara yapılara benzemekle birlikte özellikle duvarlara oyulmuş haç bezemeleriyle onlardan ayrılmaktadır. Ayazmanın kutsal olarak nitelendiği ve burada hastaların şifalı kaynak sularıyla tüm dertlerinden kurtulduğuna inanılırdı. Yarım yuvarlak kubbeler sade başlıklı sütunlara oturmuş yapının ön kısmı yılıkmış, kayaların içindeki kısmı ise kabartmalarıyla eski dönemi yansıtmaya devam etmektedir. IXX. Yüzyılda Rumlar tarafından kaya galerinin önü ahşap bir giriş ile tamamlanmış, ancak bu bölüm daha sonra ortadan kaldırılmıştır. Bu tarihi değer de malesef insanlarımızca talan edilmiştir.   1  2  3  4  5

UÇMAKDERE

Vize-Pazarlı arasında ormanlık alan içerisindeki bir vadi üzerinde bulunan bu tarihi yerleşim alanı sıra sıra uzanan mağaralar ve bir takım su yollarından oluşmaktadır.

Uçmakdere mevkiindeki mağara yerleşimleri ve su yolları...     1   2    3

BİZANS ASKER HAMAMI

Dış kale surlarının güneyindeki kulenin karşısında yer alan kale burcunun hemen içinde ise yine Geç Roma - Erken Bizans Devri'ne ait ve askerlerin yıkanması için inşa edilmiş bir hamam bulunmaktadır.Harap ve dökük bir haldedir.

OSMANLI HAMAMI

Mimar Sinan Mahallesi İç Kale Mevkiindeki İlçe Jandarma Binası karşısı, Şerbetdar Hasan Bey Camii altında yer alan yapı Bizans dönemine ait olup şu an harap bir haldedir.

Mimar Sinan Mahallesi Hamam Sokakta bulunan hamam XV. yüzyıl yapısı olup Geç Osmanlı Erken Cumhuriyet dönemi özellikleri taşımaktadır. 1938 yılında tamirat gören yapı yakın zamana değin kullanılmaktaydı. Şu an yıkık ve harap bir vaziyettedir.

SU SARNICI (KERVANSARAY-HAN-BEDESTEN)

Kırklareli Müze Müdürlüğü kayıtlarına göre: Vize Mimar Sinan Mahallesi İç Kale Mevkiindeki İlçe Jandarma Binası altı, Şarapdar, (Şerbetdar) Camii karşısında yer alan yapı kalıntıları XIV. yüzyılın ikinci yarısına ait olup han-bedesten olduğu üzeredir. Duvarlar tuğla ve moloz taş karışımı ile örülüdür.Üç bölümden oluşan ve kubbeleri yıkılmış harap vaziyetteki yapı üzeri toprak, çimen ve çeşitli yaban otları kaplanmış vaziyette kaderine terk edilmiştir.

Yrd.Doç.Dr. Özkan ERTUĞRUL ve Doc. Dr. Engin BEKSAÇ tarafindan yapılan araştırmalara göre ise: Vize Mimar Sinan Mahallesi İç Kale Mevkiindeki İlçe Jandarma Binası altı, Şerbetdar Camii karşısında yer alan sarnıç tam bir Roma eseridir. Emprovize bir yapı olan sarnıcın üzerinde bu dönemde var olan bir sarayın, Bizans döneminde yine bir saray olduğu fikri ağır basmaktadır. Çünkü benzer yapılar analojisi bu fikri destekler vaziyettedir. Bunun şüphesiz en yakın benzerlerinden biri İstanbul'daki Bryas Sarayı'dır. Üç nefli ve oldukça kalın duvarlara sahip olan sarnıç, yassı hale getirilmiş köşeleriyle su baskısını azaltmaktadır. Konsantrik çift tuğla kemerler hiç şüphesiz Roma mimarisinin özelliklerindendir. İki paye dizisi üç nefe ayrılmış bu yapının duvarlar su geçirmez harç ile kaplanmıştır. Yine aslı Roma dönemine kadar inen kale burcu içindeki bir de hamamın yıkıntıları bulunmaktadır. Bu yapı da Bizans devrinde uzun bir süre kullanılmıştır.   1     3

 

CUMHURİYET DÖNEMİ ESERLERİ

Resmi Yapılar : Vize'de Erken Cumhuriyet dönemine ait iki adet idari yapı bulunmaktadır. Bunlardan birisi eski hükümet konağı (bugünkü Vize Meslek Yüksek Okulu) Uzun yıllar kullanıldıktan sonra yıllarca kullanılmamış olan bina harap bir haldeyken restore edilerek Vize Meslek Yüksek Okulunun hizmetine sunulmuştur. Diğer bina ise Eski Orta okul (bugünkü METEM) hizmet binasıdır. Her iki bina da halen kullanılmaktadır.   1   2   3

Merkez Camii : Evren Mahallesi, Cumhuriyet Meydanında 1949-1955 yılları arasında halkın yardımı ile yapılmıştır.Bugün caminin bulunduğu bu alanda daha önce bir kilise bulunmaktaydı. Epeyce büyük olan bu kilise dikdörtgen planında olup büyük bir de çana sahipti. Merkez Camiinin yapımıyla bu yapı tamamen ortadan kaldırılmıştır.   1   2   3

AYAYORGİ KİLİSESİ 1800'lü yılların sonunda Yunan hükümetinin de yardımıyla Vize'deki rumlar tarafından yapılan epeyce büyük bu kilise dikdörtgen planında olup büyük bir de çana sahipti. 1949-1955 yılları arasında devlet kararı ile yıkılarak yerine bugünkü merkez camii yaptırılmıştır. 1  2  3

DEREKAYA YERLEŞKESİ

İlçemiz Derekaya mevkiinde bulunan Asmakaya'dakine benzer yedi adet mağara manastırı gerçekten dikkat çekicidir.

 

SULTAN ÇEŞMESİ

Evren Mahallesi'nde bulunan çeşme XVII. yüzyılda Sahip Hanım tarafından yaptırılmıştır. Cephesinde altı satırlık Osmanlıca kitabesi olan mermerden sivri kemerli, üç yalağı bulunan çeşme çok yakın geçmişte tahrip edilmiştir

ESMA HANIM ÇEŞMESİ

Evren Mahallesi'nde bulunan çeşme XVIII. yüzyılda Esma Hanım tarafından yaptırılmıştır. Cephesinde üç satırlık Osmanlıca kitabesi olan mermerden sivri kemerli, çeşmenin büyük bir kısmı çok yakın geçmişte tahrip edilmiştir. Üzerinde bulunan tamirat kitabesinde ise "Sahibetül hayrat vel hasenat ve rağibül cenneti ve'd-deracat Tahir Ağanın kerimesi Esma Hanımın hayratı" yazmaktadır.

FERHAT BEY ÇEŞMESİ

Mimar Sinan Mahallesi Hamam Sokakta bulunan çeşme XVI. Yüzyılda Ferhad Bey tarafından, Cenabı Hazreti Mahmut Han zilliyetinde yaptırılmıştır. Kare planlı, ufak kubbeli, iki oluklu ve yalaklı çeşme 1838 yılında Cemilzade Ahmet Ağa'nın oğlu tarafından tamir ettirilen yapı muntazam kesme köfeki taşlardan yapılmıştır. Halen faal olarak kullanılan ancak yıkık ve bakımsız durumdaki çeşmenin üzerindeki kitabe yerinden çıkartılmaya çalışılması ve düşecek durumda bulunması nedeniyle Kırklareli Müze Müdürlüğüne götürülmüştür.

KALE ÇEŞMESİ

Mimar Sinan Mahallesi, Hisar Sokakta bulunan çeşme XVIII. Yüzyıl yapısı olup muntazam kesme köfeki taşlardan yapılmıştır. Günümüzde kullanılmamaktadır.

PAZARLI KÖYÜ ESERLERİ

Pazarlı Köyü kaynak mevkiinde yer alan Roma su yolu ve yukarısında bulunan kaya mezarlar dikkat çekicidir.

TURİSTİK YERLER

DOĞAL SİT ALANLARI VE TABİİ KUMSALLAR

Kıyıköy (Midye) : Karadeniz'e egemen kayalık bir zemin üzerinde bulunan Kıyıköy Beldesi, tabiat harikası iki doğal sit arasında bulunmaktadır. Kuzeyindeki koya Pabuçdere, güneyindeki koya ise Kazandere akmaktadır. Her ikisi de I. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescilli olan bu derelerde alabalık, sazan ve kefal balıkları avlanabilmekte, motorla ya da kayıkla gezinti yapılabilmektedir. Pabuçdere ile deniz arasında dar, uzun ve temiz bir kumsal bulunmakta ve burada yazın kamp kurulabilmektedir. Kıyıköy'de günübirlik kullanıma yönelik güzel balık lokantaları ile kafeler dışında konaklama alanları da mevcuttur. Ev pansiyonculuğu ileri seviyededir. Deniz suyu sıcaklığı 20-26 C arasında değişen Kıyıköy Plajları ilçemize 38 Km. mesafededir.   1   2   3

Kazandere :

Mahya Tepesinin güney yamaçlarında doğmakta olup Kıyıköy'ün güneyinde Karadeniz'e dökülmektedir. Suyu soğuk ve çok temizdir. Derede, sazan ve kefal balıkları avlanabilmekte, motorla yada kayıkla gezinti yapılabilmektedir.

Pabuçdere :

Mahya Tepesinin güney yamaçlarında doğmakta olup Kıyıköy'ün kuzeyinde Karadeniz'e dökülmektedir. Suyu soğuk ve çok temizdir. Derede, sazan ve kefal balıkları avlanabilmekte, motorla ya da kayıkla gezinti yapılabilmektedir. Pabuçdere ile deniz arasında dar uzun ve temiz bir kumsal bulunmakta ve burada yazın kamp kurulabilmektedir. Ayrıca motor ve kayık ile tarihi Ayanikola Kilisesi de ziyaret edilebilmektedir.

Panayir İskelesi :

Vize'ye 47 Km. mesafede Kışlacık Köyü sınırları dahilinde yer alan Panayır İskelesi Plajları 200 metre uzunluğunda ve 20 metre genişliğinde yer kaplamaktadır. Denizi berrak sahili ince kumlu ve yer yer kayalık bir yapıya sahiptir. Plajın her yanı ormanlarla kaplı tabiat harikasıdır.  1   2   3

Kastros :

Kıyıköy'e 18 Km. mesafede yer alan Kastros Plajları 500 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğinde yer kaplamaktadır. Denizi berrak, sahili ince kumlu ve yer yer kayalık bir yapıya sahiptir. Plajın kuzeyi ve güneyi ormanlarla kaplı olup deniz suyu sıcaklığı Haziran ayında 20 C, Agustos ayında ise 26 C dolayında olmaktadır. Plaj alanında çadırlı kamp, lokanta, büfe, çay bahçesi ve içme suyu gibi ihtiyaçlara cevap verecek tesisler bulunmaktadır.

 

MESİRE VE DİNLENME YERLERİ

Çamlık Tepe Piknik Alanı :

İlçemiz merkezi Mimar Sinan Mahallesi, Kale mevkiinde bulunan bu güzel alan tarihi doku ile bütünleşmektedir. Önceleri dolup taşan bu güzel yerimiz günümüzde pek kullanılmamaktadır.

Kartalkaya Dinlenme Alanı :

İlçemiz Balkaya köyü yakınlarında balık çiflikleri arasında tarihi doku ile bütünleşen bu güzel alan her haliyle ideal bir mesire alanıdır.

Ergene Piknik Alanı :

İlçemiz Çakıllı beldesine 2-3 Km. mesafede orman içi dinlenme ve mesire yeridir.

İnce Koru :

Vize-Pınarhisar yolu üzerinde Sergen sapağı bitişiğinde bulunan bu güzel ormanlık alan yoldan geçenler ve vatandaşlarımız için ideal bir dinlenme alanıdır.

Pazarlı Kaynak Yeri :

İlçemiz Pazarlı köyünde doğal kaynak suyu bulunan orman içi dinlenme ve mesire yeridir.

Ziraat Bahçesi Atatürk Parkı :

İlçemiz merkezinde bulunan park oturma masa ve bankları, kafesi, ve peyzajı ile ilçemizin en büyük dinlenme alanıdır.

Belediye Parkı :

Cumhuriyet Meydanında, Belediyeye ait hizmet binası ile yüksekokul arasında bulunan, küçük ama bol ağaçlı bu güzel alan şehir içi dinlenme alanıdır.

Soğucak Şehitler Parkı :

Vize-Pınarhisar yolu üzerinde Soğucak yol ayrımında bulunan park alanı suyu, tuvaletleri, salıncakları ve oturma bankları birlikte yoldan geçen vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına cevap vermektedir.

 

MAĞARALAR
Vize ilçesi sınırları içinde pek çok mağara bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı tarih öncesi dönemlerde, diğer bir kısmı ise Erken Hrıstiyanlik sürecinde, bu din mensupları tarafindan iskana tabi tutulmuş, turizm açısından önemli mağaralardır. Ayrıca doğal özellikleri itibariyle dikkat çeken ve turizme yönelik çalışmaları sürdürülen mağaralar da bulunmaktadır. En ilgi çeken mağaralar ise Balkaya köyündeki Yenesu mağarası, Domuzdere Mağarası, Kurudere Mağarası, Direkli Mağara, Aksicim köyündeki Ceneviz Mağarası ve Kıyıköy'deki Kıyıköy Mağarasıdır.

Yenesu Mağarası : Balkaya - 1620 metre
Domuzdere Mağarası:Balkaya - 300 metre
Kıyıköy Mağarası : Kıyıköy - 305 metre
Maharalar  1   2   3   4    5    6   7   8 
 
 
 
 
-
 
İletişim : ooe@oynaogrenegitimi.com
e-posta grubumuz üyeliği için :
Emeği Geçen Arkadaşlarımıza Teşekkür Ederim. Mevlam Yar ve Yardımcıları Olsun.